1 Şubat 2010 Pazartesi
1 Aralık 2009 Salı
diary of a guide (Istanbul)
IV. AVLU / SOFA-İ HÜMÂYUN
IV. COURTYARD / IMPERIAL SOFA (SOFA-İ HÜMAYUN)Has Oda’nın Divanyeri denilen çift sıra sütunlu geniş revağı, “Sofa-i Hümâyûn” veya “Mermer Sofa” olarak adlandırılan terasa açılır. Teras 17. yy. ilk yarısında Sultan IV. Murad ve Sultan İbrahim döneminde (1623-40;1640-48) Haliç tarafına doğru genişletilerek ve yeni köşkler yapılarak günümüzdeki görünümünü kazanmıştır. Mermer terasta revakların önünde fiskiyeli büyük bir havuz yer alır. Terasta, Revan köşkünden başka, Haliç tarafındaki manzaraya bakan Sünnet Odası adı verilen bir köşk ile IV. Murad’ın yaptırdığı Bağdat Köşkü ve Sultan İbrahim döneminde yapılan İftariye Köşkü veya “Mehtaplık” denilen kameriye bulunur. L şeklindeki geniş revağın bir ucu padişahın haremdeki Has Oda ve köşklerin bulunduğu Mabeyn taşlığına geçit verir. Revan köşkünün bulunduğu diğer tarafında ise Sofa-i Hümâyûn çiçek bahçesine merdivenlerle inilir.
Private Room’s (Has Oda) villa with two rows of columns called as Imperial Council Hall (Divanyeri) links to the terrace called as “Imperial Sofa” or “Marble Sofa”. Terrace had been widened towards Haliç in the first half of the 17th Century during Sultan Murad IV. and Sultan İbrahim era (1623-40;1640-48) and obtained its contemporary look today. There is a large pool with water ejector before the marble pavilion. On the terrace, in addition to Revan (A Place) Pavilion, there is a pavilion facing the view on Haliç side called as Circumcision Room (Sünnet Odası) as well as Baghdad Pavilion that Murad IV. made built and an arbor called as Evening Meal of Ramadan (İftariye) Pavilion or “Moonplace (Mehtaplık)” that was built during Sultan İbrahim era. One end of the L-shaped wide pavilion leads to Sultan’s Private Room (Has Oda) and Middle Stone Courtyard (Mabeyn Taşlığı) where pavilions are located. Imperial Sofa flower garden that is located on the other side where Revan Pavilion is can be visited through stairs
Sünnet Odası / Circumcision RoomSofa-i Humayun’un Haliç’e bakan kısmında yer alır. Köşkün yapılış tarihi kesin olarak bilinmese de büyük bir olasılıkla 16.yy’ın ilk yarısında Kanuni Sultan Süleyman devrinde yapıldığı düşünülmektedir. Daha sonra çeşitli değişiklikler geçirmiş ve günümüzdeki biçimini Sultan I. İbrahim döneminde almıştır. Köşke, Sünnet Odası adı daha sonra verilmiştir. III. Ahmed’in(1703-1730) şehzadelerinin sünneti sırasında bu oda kullanılmış ve bu nedenle de köşkün adı Sünnet Odası olarak kalmıştır. Ziyarete açıktır.
It is located in the part of Imperial Sofa that faces Haliç. Even thought the exact date of construction of the pavilion, it has been considered built most probably during the first half of 16th century in Sultan Süleyman era. Later on, it went through some modifications and took its contemporary shape during Sultan İbrahim I era. The pavilion was called later as Circumcision Room. This room was used during the circumcision of the princes of Ahmed III. and therefore the pavilion was called as Circumcision Room. It is open to visits.
Revan Köşkü / Revan PavilionIV. Murad’ın Revan’ı fethetmesinin anısı için 1636 da yapılan köşk, Sofa-i Hümâyûn’da II. Mehmed döneminden beri var olan havuzun küçültülmesi, biçim değiştirmesi ile kazanılan alanda, teras üstüne yapılmıştır. Köşk, sekizgen bir plan şemasına sahiptir ve üç eyvanlıdır. Revan Köşkü’nün bazı Osmanlı kaynaklarında “Sarık Odası” diye geçmesi, padişahı törenlerde simgeleyen sarıkların Tülbent Gulamı tarafından burada korunmasıyla ilgilidir. Ayrıca, Has Odanın her yıl Ramazan ayında yapılan temizliği sırasında Hırka-i Saadet ve diğer kutsal eşyalar Revan Köşkü’ne taşınırdı.
Sultan I. Mahmud bu köşkte, 1733 yılında Has Odalılar için son derece değerli ve tarih kitapları ağırlıklı bir vakıf kitaplık oluşturmuştur. III. Osman ve III. Mustafa tarafından geliştirilen bu vakıf kitaplık, Saray, Müzeye dönüştürüldüğünde Saray Kütüphanesi koleksiyonuna dahil olmuştur. Köşk ziyarete açıktır. The köşk that was built for commemoration of conquest of Revan by Murad IV. was constructed on the terrace in an area that was obtained upon shrinking and reshaping of the pool that existed in Imperial Sofa since Mehmed II. Köşk has a octagonal shape and has three balconies. The fact that Revan Pavilion is mentioned as “Turban Room (Sarık Odası)” in some of the Ottoman sources is related to the fact that the turbans that represented the Ottoman Sultan were safeguarded here by Cheesecloth Servant (Tülbent Gulamı). Also, Holy Relic Section (Hırka-i Saadet) and other sacred articles used to be transferred to Revan Pavilion during the cleaning of Private Room every year in Ramadan month. Sultan Mahmud I. created an utmost valuable -predominantly history books- library in this köşk for those in Private Room. The library that was further enlarged by Osman III and Mustafa III had been returned to Palace Library Collection when the palace was transformed into museum. Köşk is open to visits.
Bağdad Köşkü / Baghdad PavilionYalnızca Sofa-i Hümâyûn’daki değil, sarayın günümüze ulaşan en güzel köşklerinden birisi olan yapı IV. Murad’ın Bağdad fethini anıtsallaştırmak için 1639 yılında yaptırılmıştır. Bağdad zaferinin anısına yaptırılan köşk, terasın ucunda, daha önce burada var olan bir kule köşkün yerine yapılmıştır. Köşkün yapımı için terası Haliç yönüne genişletmek gerekmiştir. Türk mimarisinin en başarılı, en iyi korunmuş örneklerinden olan köşk, Revan Köşkü ile birlikte 18. yy ortalarından itibaren Has Oda’nın kitaplıkları olarak kullanılmıştır. Bağdad Köşkü’ndeki kitaplarda Saray, Müze haline getirildiğinde Saray Kütüphanesi koleksiyonuna dahil olmuştur. Köşk ziyarete açıktır.
This construction which is one of the most beautiful köşks, not only among those in Imperial Sofa, but also among those of palace that survived today was built in 1693 to commemorate the conquest of Baghdad by Murad IV. The köşk that was built for the memory of Baghdad victory was built on that place where a tower existed before at the end of terrace. In order to build the köşk, terrace required to be widened further towards Haliç direction. This köşk that has been one of the most successful, best protected examples was used as the library of Private Room along with Revan Pavilion starting from the mid- 18th century. The palace in the books in Baghdad Pavilion was turned over to Palace Library Collection. Pavilion is open to visits.
İftariye Köşkü / İftariye Kameriyesi
Evening Meal of Ramadan Pavilion / Evening Meal of Ramadan PergolaIV. Murad döneminde Haliç yönüne genişletilen Sofa-i Hümâyûn mermer terasının Sünnet Odası ile Bağdad Köşkü arasında kalan kısmına, 1640’da Sultan I. İbrahim tarafından yaptırılmıştır. Kameriye şeklinde olan bu köşkün özelliği tombaktan oluşudur. Dört sütunun taşıdığı bir tekne kubbe ile örtülüdür. Kameriye, çıkıntı yapan konumuyla mermerlikten ayrılmış, alttaki bahçelere ve kente, Haliç ve Galata’ya yönelik bir konuma getirilmiştir. Bu kameriyede Ramazan aylarında sultanın iftarı beklediği, orucu burada açtığı sanılır. Bu nedenle İftariye adını almış olmalıdır. Yaz aylarına rastlayan bayram törenlerinde sultanın Enderûnluların bayram tebriklerini burada kabul ettiği ve aşağı bahçede yapılan spor gösterilerini seyrettiği kaynaklardan anlaşılır.
It was built by Sultan İbrahim I in 1640 on the part of marble terrace between Circumcision Room and Baghdad Pavilion that was enlarged towards Haliç direction during Murad IV era. The special feature of this kameriye- shaped köşk is that it is made of copper and zinc alloy. It is covered by a dome that is carried by four columns. Kameriye is seperated from the marble with its projecting part, and is made facing the gardens below, the city, Haliç and Galata. This kameriye is thought that the Sultan waited for the breaking of the Ramadan fast here during Ramadan Months. Therefore, it is supposed to be called as İftariye (the place where one breaks the Ramadan fast). Is is understood from the sources that the Sultan had been accepting the holiday congratulations of those from Enderun and watching the sport shows down in the festival ceremonies during the periods that overlapped with summer months.
Sofa Köşkü / Sofa PavilionSofa Köşkü, Merdivenbaşı Kasrı, Mustafa Paşa Köşkü gibi isimleri olan köşkü, Merzifonlu Kara Mustafa Paşa 166-1683 yılları arasında Sadrazamlığı sırasında yaptırmıştır. Bu da köşkün Mustafa Paşa Köşkü adını da almasına yol açmıştır. III. Ahmed döneminde onarılan köşkün 1704 tarihli kitabesinde “Sofa Köşkü” olarak anılmaktadır. Köşk, üçlü bir plan kurgusu göstermektedir. I. Mahmud döneminde (1752) yapılan büyük bir onarımla cephe düzeni değiştirilmiştir. Köşk, Sultan Has Odası, özel dairesi olarak kullanılmıştır. Örneğin, I. Mahmud 1730 yılında tahta çıkış töreninden sonra bu köşke gelerek Has Odalılara ihsanlarda bulunmuş; III. Osman burada musiki dinleyip, tomak oyunu seyretmiştir. III. Selim’in 1795 ve 1798 yılları baharında bu köşk ve önündeki bahçelerde III. Ahmed döneminin simgesi olan Lale/Çırağan eğlenceleri yaptırdığı kaynaklardan anlaşılır.
Merzifonlu Kara Mustafa Paşa built the pavilion, which also has names such as Sofa Pavilion, Stairhead Pavilion, Mustafa Paşa Pavilion, built between 166-1683 during his viziership. This fact led the pavilion be called as Mustafa Paşa Pavilion. The pavilion that was restored during Ahmed III era was mentioned as “Sofa Pavilion” in pavilion’s inscription that dates to 1704. Pavilion has a trio plan design. The front design was changed after a large scale repair that was conducted in 1752 in Mahmud I era. Pavilion, Sultan’s Private Room, had been used as private flat. For example, Mahmud I bestowed to those in Private Room coming to pavilion upon his ascendance ceremony to throne in 1730, Osman III listened music and watched teams competing with a ball on a rope. It is understood from the sources that Selim III had Lale/Çırağan entertainments that once were the symbol of Ahmed III era in this pavilion and its front gardens in 1795 and 1798 spring periods.
Hekimbaşı Kulesi/ Baş Lala Kulesi
Hekimbaşı Kulesi (Tower of Chief Doctor) / Baş Lala Kulesi (Chief Servant Tower)Fatih Sultan Mehmed döneminde sarayı bu yönde sınırlayan sur duvarı üzerinde bir burç halinde yapıldığı anlaşılan bu köşe kulesinin alt yapısı Bizans’a aittir. Hekimbaşıların padişahlar için ilaç, macun hazırladıkları yer olarak kullanılmıştır. Sarayın Birun teşkilatında yer alan Hekimbaşılar, Hasodalılardan Baş Lala’ya bağlı oldukları için kuleye Baş Lala Kulesi de denmiş olmalıdır. Yüzyıllar boyunca çeşitli amaçlarla kullanılan bina, ziyarete kapalıdır.
The infrastructure of this corner tower which is considered to be built during Fatih Sultan Mehmed era on the city walls that border the palace in this direction belongs to Byzantine. It was used as a place where the hekimbaşı (chief doctors) prepared medicine and strength material for Sultan. Because hekimbaşı, who are outlined in Palace’s public sector organization, reported to Chief Servant from Private Room, it is also possible that the tower must have been called as Chief Servant Tower. The building that had been used for various purposes is closed to visits now.
Sofa-i Hümâyun Alt Bahçeleri / Imperial Sofa Lower GardensPadişah Dairesi’nin önündeki Hisarpeçe denilen duvarla çevrili mermer teras ve çiçek bahçesinin üç taraftan daha aşağı kademe bir bahçe çevirir. Bu bahçenin Sofa Köşkü ve mermer teras altında kalan kısmı bazı padişahların yada içoğlanlarının cirit, ok atma, güreş gibi sporların yapıldığı bu alanda, Hekimbaşı kulesinin önünde yer alan IV. Murad dönemine ait taş taht padişahların burada oturarak bu etkinlikleri seyrettikleri yerdir. Bu bahçenin Marmara denizine, manzaraya açık bölümünde ise 15.yy.dan itibaren çeşitli köşk ve yapılar yer almıştır. Bahçenin bu kısmında, içoğlanlarının koğuşlarının bulunduğu III. Avluya ve sarayın büyük bahçelerine geçişi sağlayan kapıları vardı. Günümüzde burada 19. yy. da yapılmış olan Sofa Camii ile Sultan Abdülmecid tarafından yaklaşık 1859 yılında yaptırılan Mecidiye Köşkü ve ona bağlı küçük bir yapı olan Esvap Odası bulunur. Eskiden burada Fatih Sultan Mehmed’in yaptırdığı bir köşk, alt bahçelere geçişi sağlayan kapı üzerinde de Çadır Köşkü denilen bir yapının olduğu bilinir. 18. yy.da yapılmış olduğu sanılan Silahtarağa Köşkü ile Enderûn bölümünün üçüncü avlusu ve Sofa-i Hümâyûn’un temizliğinden sorumlu görevlilere ait Sofa koğuşu bulunuyordu. 19 yy.da harap olan bu yapılar kaldırıldığı için günümüze ulaşamamıştır.
It is surrounded by a marbe terrace that is also surrounded by a wall in front of Sultan’s flat called as Castlecover (Hisarpeçe) and a lower level garden of flowers on three other sides. The stone throne in the part of this garden that is below the Sofa Pavilion and marble terrace in which some sultans or converts played games such as cirit (javelin), shooting arrow and wrestling in front of Head of Doctors Tower is the place where the Sultans sat and watched these activities. Various pavilions and buildings are located in this garden starting from the 15th century in the part that faces Marmara Sea and the scenery. In this part of garden, there used to be gates that provided passage to III. courtyard and big gardens of palace where the dormitories of convert existed. Today, Sofa Mosque that was built in 19th century and Grand (Mecidiye) Pavilion being built in 1859 by Sultan Abdülmecid and a connected small construction called as Dressing Room exist there. Before that, it is known that there used to be a pavilion which Fatih Sultan Mehmed made built and a construction called as Tent Pavilion (Çadır Köşk) over the gate that provided passage to lower gardens there. Sofa dormitory that is considered to be constructed in 18th century and belonged to employees who were in charge of cleaning Silahtarağa Pavilion, the third courtyard of Enderûn, and Imperial Sofa used to exist there. These structures could not survive until today, because they were destroyed since they were ruined during 19th century.
Sofa Camii / Sofa MosqueSofa Camii’nin Sofa Ocağı denilen koğuş halkının kullanımı için II. Mahmud tarafından yaptırıldığı ve daha öncede burada 16. yy. da aynı amaçla yapılmış bir mescidin varlığı bilinir.
The presence of Sofa Mosque that was built by Mahmud II for use of dormitory people called as Sofa Dormitory, and before that, a small mosque that was built in 16th century for the same purpose is also known.
Mecidiye Köşkü / Grand (Mecidiye) PavilionTopkapı Sarayında yapılan en son padişah köşküdür. Sultan Abdülmecid döneminde Osmanlı hanedanının ikamet yeri, yeni yapılan Dolmabahçe Sarayı’dır. Hala eski geleneklere uyularak tahta çıkış törenlerinin yapıldığı Topkapı Sarayı’nda ataları gibi kendi adını taşıyan bir köşkün bulunmasını istemesi dolayısı ile yapılmış olmalıdır. Dönemin Batı mimarisi üslubuna uygun olarak kargir yapılan köşk ve oda. Osmanlıların ve sarayın geleneksel mimarlık anlayışı ve tekstürüne yabancı karma bir eklektizm sergilemektedir ve oldukça büyük ölçüdedir. Ziyarete kapalı olan köşkün bodrum katında Konyalı Restorant sarayı gezen ziyaretçilere Türk mutfağına ait çeşitli yemek, tatlı ve şerbetlerle hizmet vermektedir.
It is the last sultan pavilion that was built in Topkapı Palace. The residence location of the Ottoman Dynasty during Sultan Adbülmecid was newly built Dolmabahçe Palace. It must have been built because he wanted to have a pavilion that was named after himself and where ascending-to-throne ceremonies would be held as it was being held similarly in Topkapı Palace during his ancestor’s times. The pavilion and the room that was designed fitting to contemporary western architecture style added a mixed foreign eclecticism to traditional architecture understanding and texture of the Ottoman and palace and is in a great scale. Konyalı Restaurant in basement of pavilion that cannot be visited serves visitors in palace offering various food, sweets and sweetened fruit juice from Turkish cuisine.
Esvab Odası / Dressing (Esvab) Room1859’da yapılan odanın; ismi nedeni ile, sultanın huzuruna çıkmak için gelenlerin kıyafet değiştirdikleri; belki de bizzat sultanın Hırka-ı Saadet ziyareti için elbise değiştirdiği bir yer olduğu ileri sürülür. Padişaha ait yapılar ve içoğlanlarına ait koğuş ve okulun bulunduğu avlu, padişah dairesi, Sofa-i Hümâyûn’da yer alan köşkler ve buna bağlı alt bahçeler Enderûn’un bir bölümünü oluşturur. Diğer bölümü ise Padişah ailesine mensup kadınların ve şehzadelerin yaşadığı büyük bir kompleks oluşturan Harem’dir.
The idea that it was the room that was built in 1859, where Sultan’s visitors changed their clothes before being accepted by Sultan himself, or even Sultan changed his clothes for his Holy Relic Section visit is being put forward, because of the room’s name. The buildings belonged to Sultan, the courtyard with the dormitory and school that belonged to convert, Sultan’s apartment, pavilions that are in Imperial Sofa and related lower gardens constitutes a part of Enderûn. The other part is Harem that constitutes a large complex in which the women and princes belonged to Sultan’s family lived.
seckin@production
IV. COURTYARD / IMPERIAL SOFA (SOFA-İ HÜMAYUN)Has Oda’nın Divanyeri denilen çift sıra sütunlu geniş revağı, “Sofa-i Hümâyûn” veya “Mermer Sofa” olarak adlandırılan terasa açılır. Teras 17. yy. ilk yarısında Sultan IV. Murad ve Sultan İbrahim döneminde (1623-40;1640-48) Haliç tarafına doğru genişletilerek ve yeni köşkler yapılarak günümüzdeki görünümünü kazanmıştır. Mermer terasta revakların önünde fiskiyeli büyük bir havuz yer alır. Terasta, Revan köşkünden başka, Haliç tarafındaki manzaraya bakan Sünnet Odası adı verilen bir köşk ile IV. Murad’ın yaptırdığı Bağdat Köşkü ve Sultan İbrahim döneminde yapılan İftariye Köşkü veya “Mehtaplık” denilen kameriye bulunur. L şeklindeki geniş revağın bir ucu padişahın haremdeki Has Oda ve köşklerin bulunduğu Mabeyn taşlığına geçit verir. Revan köşkünün bulunduğu diğer tarafında ise Sofa-i Hümâyûn çiçek bahçesine merdivenlerle inilir.
Private Room’s (Has Oda) villa with two rows of columns called as Imperial Council Hall (Divanyeri) links to the terrace called as “Imperial Sofa” or “Marble Sofa”. Terrace had been widened towards Haliç in the first half of the 17th Century during Sultan Murad IV. and Sultan İbrahim era (1623-40;1640-48) and obtained its contemporary look today. There is a large pool with water ejector before the marble pavilion. On the terrace, in addition to Revan (A Place) Pavilion, there is a pavilion facing the view on Haliç side called as Circumcision Room (Sünnet Odası) as well as Baghdad Pavilion that Murad IV. made built and an arbor called as Evening Meal of Ramadan (İftariye) Pavilion or “Moonplace (Mehtaplık)” that was built during Sultan İbrahim era. One end of the L-shaped wide pavilion leads to Sultan’s Private Room (Has Oda) and Middle Stone Courtyard (Mabeyn Taşlığı) where pavilions are located. Imperial Sofa flower garden that is located on the other side where Revan Pavilion is can be visited through stairs
Sünnet Odası / Circumcision RoomSofa-i Humayun’un Haliç’e bakan kısmında yer alır. Köşkün yapılış tarihi kesin olarak bilinmese de büyük bir olasılıkla 16.yy’ın ilk yarısında Kanuni Sultan Süleyman devrinde yapıldığı düşünülmektedir. Daha sonra çeşitli değişiklikler geçirmiş ve günümüzdeki biçimini Sultan I. İbrahim döneminde almıştır. Köşke, Sünnet Odası adı daha sonra verilmiştir. III. Ahmed’in(1703-1730) şehzadelerinin sünneti sırasında bu oda kullanılmış ve bu nedenle de köşkün adı Sünnet Odası olarak kalmıştır. Ziyarete açıktır.
It is located in the part of Imperial Sofa that faces Haliç. Even thought the exact date of construction of the pavilion, it has been considered built most probably during the first half of 16th century in Sultan Süleyman era. Later on, it went through some modifications and took its contemporary shape during Sultan İbrahim I era. The pavilion was called later as Circumcision Room. This room was used during the circumcision of the princes of Ahmed III. and therefore the pavilion was called as Circumcision Room. It is open to visits.
Revan Köşkü / Revan PavilionIV. Murad’ın Revan’ı fethetmesinin anısı için 1636 da yapılan köşk, Sofa-i Hümâyûn’da II. Mehmed döneminden beri var olan havuzun küçültülmesi, biçim değiştirmesi ile kazanılan alanda, teras üstüne yapılmıştır. Köşk, sekizgen bir plan şemasına sahiptir ve üç eyvanlıdır. Revan Köşkü’nün bazı Osmanlı kaynaklarında “Sarık Odası” diye geçmesi, padişahı törenlerde simgeleyen sarıkların Tülbent Gulamı tarafından burada korunmasıyla ilgilidir. Ayrıca, Has Odanın her yıl Ramazan ayında yapılan temizliği sırasında Hırka-i Saadet ve diğer kutsal eşyalar Revan Köşkü’ne taşınırdı.
Sultan I. Mahmud bu köşkte, 1733 yılında Has Odalılar için son derece değerli ve tarih kitapları ağırlıklı bir vakıf kitaplık oluşturmuştur. III. Osman ve III. Mustafa tarafından geliştirilen bu vakıf kitaplık, Saray, Müzeye dönüştürüldüğünde Saray Kütüphanesi koleksiyonuna dahil olmuştur. Köşk ziyarete açıktır. The köşk that was built for commemoration of conquest of Revan by Murad IV. was constructed on the terrace in an area that was obtained upon shrinking and reshaping of the pool that existed in Imperial Sofa since Mehmed II. Köşk has a octagonal shape and has three balconies. The fact that Revan Pavilion is mentioned as “Turban Room (Sarık Odası)” in some of the Ottoman sources is related to the fact that the turbans that represented the Ottoman Sultan were safeguarded here by Cheesecloth Servant (Tülbent Gulamı). Also, Holy Relic Section (Hırka-i Saadet) and other sacred articles used to be transferred to Revan Pavilion during the cleaning of Private Room every year in Ramadan month. Sultan Mahmud I. created an utmost valuable -predominantly history books- library in this köşk for those in Private Room. The library that was further enlarged by Osman III and Mustafa III had been returned to Palace Library Collection when the palace was transformed into museum. Köşk is open to visits.
Bağdad Köşkü / Baghdad PavilionYalnızca Sofa-i Hümâyûn’daki değil, sarayın günümüze ulaşan en güzel köşklerinden birisi olan yapı IV. Murad’ın Bağdad fethini anıtsallaştırmak için 1639 yılında yaptırılmıştır. Bağdad zaferinin anısına yaptırılan köşk, terasın ucunda, daha önce burada var olan bir kule köşkün yerine yapılmıştır. Köşkün yapımı için terası Haliç yönüne genişletmek gerekmiştir. Türk mimarisinin en başarılı, en iyi korunmuş örneklerinden olan köşk, Revan Köşkü ile birlikte 18. yy ortalarından itibaren Has Oda’nın kitaplıkları olarak kullanılmıştır. Bağdad Köşkü’ndeki kitaplarda Saray, Müze haline getirildiğinde Saray Kütüphanesi koleksiyonuna dahil olmuştur. Köşk ziyarete açıktır.
This construction which is one of the most beautiful köşks, not only among those in Imperial Sofa, but also among those of palace that survived today was built in 1693 to commemorate the conquest of Baghdad by Murad IV. The köşk that was built for the memory of Baghdad victory was built on that place where a tower existed before at the end of terrace. In order to build the köşk, terrace required to be widened further towards Haliç direction. This köşk that has been one of the most successful, best protected examples was used as the library of Private Room along with Revan Pavilion starting from the mid- 18th century. The palace in the books in Baghdad Pavilion was turned over to Palace Library Collection. Pavilion is open to visits.
İftariye Köşkü / İftariye Kameriyesi
Evening Meal of Ramadan Pavilion / Evening Meal of Ramadan PergolaIV. Murad döneminde Haliç yönüne genişletilen Sofa-i Hümâyûn mermer terasının Sünnet Odası ile Bağdad Köşkü arasında kalan kısmına, 1640’da Sultan I. İbrahim tarafından yaptırılmıştır. Kameriye şeklinde olan bu köşkün özelliği tombaktan oluşudur. Dört sütunun taşıdığı bir tekne kubbe ile örtülüdür. Kameriye, çıkıntı yapan konumuyla mermerlikten ayrılmış, alttaki bahçelere ve kente, Haliç ve Galata’ya yönelik bir konuma getirilmiştir. Bu kameriyede Ramazan aylarında sultanın iftarı beklediği, orucu burada açtığı sanılır. Bu nedenle İftariye adını almış olmalıdır. Yaz aylarına rastlayan bayram törenlerinde sultanın Enderûnluların bayram tebriklerini burada kabul ettiği ve aşağı bahçede yapılan spor gösterilerini seyrettiği kaynaklardan anlaşılır.
It was built by Sultan İbrahim I in 1640 on the part of marble terrace between Circumcision Room and Baghdad Pavilion that was enlarged towards Haliç direction during Murad IV era. The special feature of this kameriye- shaped köşk is that it is made of copper and zinc alloy. It is covered by a dome that is carried by four columns. Kameriye is seperated from the marble with its projecting part, and is made facing the gardens below, the city, Haliç and Galata. This kameriye is thought that the Sultan waited for the breaking of the Ramadan fast here during Ramadan Months. Therefore, it is supposed to be called as İftariye (the place where one breaks the Ramadan fast). Is is understood from the sources that the Sultan had been accepting the holiday congratulations of those from Enderun and watching the sport shows down in the festival ceremonies during the periods that overlapped with summer months.
Sofa Köşkü / Sofa PavilionSofa Köşkü, Merdivenbaşı Kasrı, Mustafa Paşa Köşkü gibi isimleri olan köşkü, Merzifonlu Kara Mustafa Paşa 166-1683 yılları arasında Sadrazamlığı sırasında yaptırmıştır. Bu da köşkün Mustafa Paşa Köşkü adını da almasına yol açmıştır. III. Ahmed döneminde onarılan köşkün 1704 tarihli kitabesinde “Sofa Köşkü” olarak anılmaktadır. Köşk, üçlü bir plan kurgusu göstermektedir. I. Mahmud döneminde (1752) yapılan büyük bir onarımla cephe düzeni değiştirilmiştir. Köşk, Sultan Has Odası, özel dairesi olarak kullanılmıştır. Örneğin, I. Mahmud 1730 yılında tahta çıkış töreninden sonra bu köşke gelerek Has Odalılara ihsanlarda bulunmuş; III. Osman burada musiki dinleyip, tomak oyunu seyretmiştir. III. Selim’in 1795 ve 1798 yılları baharında bu köşk ve önündeki bahçelerde III. Ahmed döneminin simgesi olan Lale/Çırağan eğlenceleri yaptırdığı kaynaklardan anlaşılır.
Merzifonlu Kara Mustafa Paşa built the pavilion, which also has names such as Sofa Pavilion, Stairhead Pavilion, Mustafa Paşa Pavilion, built between 166-1683 during his viziership. This fact led the pavilion be called as Mustafa Paşa Pavilion. The pavilion that was restored during Ahmed III era was mentioned as “Sofa Pavilion” in pavilion’s inscription that dates to 1704. Pavilion has a trio plan design. The front design was changed after a large scale repair that was conducted in 1752 in Mahmud I era. Pavilion, Sultan’s Private Room, had been used as private flat. For example, Mahmud I bestowed to those in Private Room coming to pavilion upon his ascendance ceremony to throne in 1730, Osman III listened music and watched teams competing with a ball on a rope. It is understood from the sources that Selim III had Lale/Çırağan entertainments that once were the symbol of Ahmed III era in this pavilion and its front gardens in 1795 and 1798 spring periods.
Hekimbaşı Kulesi/ Baş Lala Kulesi
Hekimbaşı Kulesi (Tower of Chief Doctor) / Baş Lala Kulesi (Chief Servant Tower)Fatih Sultan Mehmed döneminde sarayı bu yönde sınırlayan sur duvarı üzerinde bir burç halinde yapıldığı anlaşılan bu köşe kulesinin alt yapısı Bizans’a aittir. Hekimbaşıların padişahlar için ilaç, macun hazırladıkları yer olarak kullanılmıştır. Sarayın Birun teşkilatında yer alan Hekimbaşılar, Hasodalılardan Baş Lala’ya bağlı oldukları için kuleye Baş Lala Kulesi de denmiş olmalıdır. Yüzyıllar boyunca çeşitli amaçlarla kullanılan bina, ziyarete kapalıdır.
The infrastructure of this corner tower which is considered to be built during Fatih Sultan Mehmed era on the city walls that border the palace in this direction belongs to Byzantine. It was used as a place where the hekimbaşı (chief doctors) prepared medicine and strength material for Sultan. Because hekimbaşı, who are outlined in Palace’s public sector organization, reported to Chief Servant from Private Room, it is also possible that the tower must have been called as Chief Servant Tower. The building that had been used for various purposes is closed to visits now.
Sofa-i Hümâyun Alt Bahçeleri / Imperial Sofa Lower GardensPadişah Dairesi’nin önündeki Hisarpeçe denilen duvarla çevrili mermer teras ve çiçek bahçesinin üç taraftan daha aşağı kademe bir bahçe çevirir. Bu bahçenin Sofa Köşkü ve mermer teras altında kalan kısmı bazı padişahların yada içoğlanlarının cirit, ok atma, güreş gibi sporların yapıldığı bu alanda, Hekimbaşı kulesinin önünde yer alan IV. Murad dönemine ait taş taht padişahların burada oturarak bu etkinlikleri seyrettikleri yerdir. Bu bahçenin Marmara denizine, manzaraya açık bölümünde ise 15.yy.dan itibaren çeşitli köşk ve yapılar yer almıştır. Bahçenin bu kısmında, içoğlanlarının koğuşlarının bulunduğu III. Avluya ve sarayın büyük bahçelerine geçişi sağlayan kapıları vardı. Günümüzde burada 19. yy. da yapılmış olan Sofa Camii ile Sultan Abdülmecid tarafından yaklaşık 1859 yılında yaptırılan Mecidiye Köşkü ve ona bağlı küçük bir yapı olan Esvap Odası bulunur. Eskiden burada Fatih Sultan Mehmed’in yaptırdığı bir köşk, alt bahçelere geçişi sağlayan kapı üzerinde de Çadır Köşkü denilen bir yapının olduğu bilinir. 18. yy.da yapılmış olduğu sanılan Silahtarağa Köşkü ile Enderûn bölümünün üçüncü avlusu ve Sofa-i Hümâyûn’un temizliğinden sorumlu görevlilere ait Sofa koğuşu bulunuyordu. 19 yy.da harap olan bu yapılar kaldırıldığı için günümüze ulaşamamıştır.
It is surrounded by a marbe terrace that is also surrounded by a wall in front of Sultan’s flat called as Castlecover (Hisarpeçe) and a lower level garden of flowers on three other sides. The stone throne in the part of this garden that is below the Sofa Pavilion and marble terrace in which some sultans or converts played games such as cirit (javelin), shooting arrow and wrestling in front of Head of Doctors Tower is the place where the Sultans sat and watched these activities. Various pavilions and buildings are located in this garden starting from the 15th century in the part that faces Marmara Sea and the scenery. In this part of garden, there used to be gates that provided passage to III. courtyard and big gardens of palace where the dormitories of convert existed. Today, Sofa Mosque that was built in 19th century and Grand (Mecidiye) Pavilion being built in 1859 by Sultan Abdülmecid and a connected small construction called as Dressing Room exist there. Before that, it is known that there used to be a pavilion which Fatih Sultan Mehmed made built and a construction called as Tent Pavilion (Çadır Köşk) over the gate that provided passage to lower gardens there. Sofa dormitory that is considered to be constructed in 18th century and belonged to employees who were in charge of cleaning Silahtarağa Pavilion, the third courtyard of Enderûn, and Imperial Sofa used to exist there. These structures could not survive until today, because they were destroyed since they were ruined during 19th century.
Sofa Camii / Sofa MosqueSofa Camii’nin Sofa Ocağı denilen koğuş halkının kullanımı için II. Mahmud tarafından yaptırıldığı ve daha öncede burada 16. yy. da aynı amaçla yapılmış bir mescidin varlığı bilinir.
The presence of Sofa Mosque that was built by Mahmud II for use of dormitory people called as Sofa Dormitory, and before that, a small mosque that was built in 16th century for the same purpose is also known.
Mecidiye Köşkü / Grand (Mecidiye) PavilionTopkapı Sarayında yapılan en son padişah köşküdür. Sultan Abdülmecid döneminde Osmanlı hanedanının ikamet yeri, yeni yapılan Dolmabahçe Sarayı’dır. Hala eski geleneklere uyularak tahta çıkış törenlerinin yapıldığı Topkapı Sarayı’nda ataları gibi kendi adını taşıyan bir köşkün bulunmasını istemesi dolayısı ile yapılmış olmalıdır. Dönemin Batı mimarisi üslubuna uygun olarak kargir yapılan köşk ve oda. Osmanlıların ve sarayın geleneksel mimarlık anlayışı ve tekstürüne yabancı karma bir eklektizm sergilemektedir ve oldukça büyük ölçüdedir. Ziyarete kapalı olan köşkün bodrum katında Konyalı Restorant sarayı gezen ziyaretçilere Türk mutfağına ait çeşitli yemek, tatlı ve şerbetlerle hizmet vermektedir.
It is the last sultan pavilion that was built in Topkapı Palace. The residence location of the Ottoman Dynasty during Sultan Adbülmecid was newly built Dolmabahçe Palace. It must have been built because he wanted to have a pavilion that was named after himself and where ascending-to-throne ceremonies would be held as it was being held similarly in Topkapı Palace during his ancestor’s times. The pavilion and the room that was designed fitting to contemporary western architecture style added a mixed foreign eclecticism to traditional architecture understanding and texture of the Ottoman and palace and is in a great scale. Konyalı Restaurant in basement of pavilion that cannot be visited serves visitors in palace offering various food, sweets and sweetened fruit juice from Turkish cuisine.
Esvab Odası / Dressing (Esvab) Room1859’da yapılan odanın; ismi nedeni ile, sultanın huzuruna çıkmak için gelenlerin kıyafet değiştirdikleri; belki de bizzat sultanın Hırka-ı Saadet ziyareti için elbise değiştirdiği bir yer olduğu ileri sürülür. Padişaha ait yapılar ve içoğlanlarına ait koğuş ve okulun bulunduğu avlu, padişah dairesi, Sofa-i Hümâyûn’da yer alan köşkler ve buna bağlı alt bahçeler Enderûn’un bir bölümünü oluşturur. Diğer bölümü ise Padişah ailesine mensup kadınların ve şehzadelerin yaşadığı büyük bir kompleks oluşturan Harem’dir.
The idea that it was the room that was built in 1859, where Sultan’s visitors changed their clothes before being accepted by Sultan himself, or even Sultan changed his clothes for his Holy Relic Section visit is being put forward, because of the room’s name. The buildings belonged to Sultan, the courtyard with the dormitory and school that belonged to convert, Sultan’s apartment, pavilions that are in Imperial Sofa and related lower gardens constitutes a part of Enderûn. The other part is Harem that constitutes a large complex in which the women and princes belonged to Sultan’s family lived.
seckin@production
diary of a guide (Istanbul)
III. AVLU / ENDERÛN AVLUSU
III. COURTYARD / ENDERÛN COURTYARD
Sarayın 100x90m. Boyutlarındaki bu avlusunun etrafındaki binaların inşaatı, Fatih devrinden itibaren padişahın yaşamı için gerekli yapılar ile Enderûn teşkilatının gerektirdiği koğuşlar, Camii, hamam gibi yapılardan oluşmuştur. Marmara cephesinde hamam ve önceleri doğan kuşlarının eğitildiği mekan iken sonraları Seferli Koğuşu olan yapı ile Büyük Oda ve Seferli Koğuşları önünde Enderûn hayatında önemli bir yeri olan meşkhane ve Büyük oda mescidi bulunmaktaydı. Bunları, hazine olarak kullanılan Fatih Köşkü izlerdi. Büyük oda mescidi ve meşkhane günümüze ulaşamamış yapılardır. Avlunun karşı sırasında Kiler Koğuşu ve Hazine Koğuşu bulunur. Avlunun diğer köşesinde yer alan Has Oda ve Has Oda Koğuşu Haliç tarafındaki yapıları oluşturur. Bu yönde ayrıca, Ağalar Camiide bulunmaktadır. Enderûn avlusunun ortasında ise “Havuz Köşkü” bulunuyordu. 18. yy.da yıkılarak yerine Enderûn Kütüphanesi yapılmıştır. III. Ahmed Kütüphanesi olarak bilinir. Enderûn Hastahane ve Eczahanesi olarak kullanılan mekanlar bugün Müze Müdür Lojmanı olarak kullanılmaktadır. Enderûn Mektebi’nin 15. yüzyıldan beri ilk aşamalarını oluşturan kadrolarına ayrılmış koğuşları Enderûn avlusu girişinde ve Bâb-üs Saade’nin iki yanında sıralanmıştır. Soldakine Küçük oda sağdakine Büyük oda adı verilen bu koğuşların yer aldığı binalar Enderûn’un divan avlusuyla olan duvarları boyunca uzanmaktadır.
This courtyard, in dimension of 100x90m, of the palace consists of the buildings which have been constructed for the need of the sultans since Fatih’s period, the dormitories which were needed by Enderûn organization, and buildings such as mosque and Turkish bath. At side of Marmara, first There were Turkish bath and an area where falcons were being trained, later There replaced the building Seferli Koğuşu(Imperial Wordrobe) and Meşkhane, which was important for Enderûn life, in front of Büyük Oda (Grand Room) and Seferli Koğuşları(Imperial Wordrobe). Fatih Pavilion used as a treasury building followed those. Mosque of Grand Room and Meşkhane could not remain these days. Kiler Koğuşu and Hazine Koğuşu are at the opposite of the courtyard. Has Oda and Has Oda Koğuşu, on the other corner, are the buildings at the side of Haliç. There is also, Ağalar Mosque in this direction. In the centre of Enderûn Courtyard there was Havuz Köşkü Pool Pavilion once but Enderûn Kütüphanesi Enderun Library was replaced in the 18th centruy. It is also known as III. Ahmed Library.The buildings, once were used as Enderûn Hastahane and Eczahanesi, is being used as Museum Manager Residence today. The dormitories of Enderûn Mektebi having used for Enderun’s staff since are arranged both at the entrance of Enderûn Courtyard and along two sides of Bâb-üs Saade. The dormitories, the left one is called Small room and the right one is called Grand Room are lying along the walls of Enderûn Divan Courtyard.
Enderûn Enderûn’u padişah ve onun hizmetindeki akhadımlar ve içoğlanların yaşadığı, bir kısmının da bu amaçla eğitim gördüğü okul olarak tanımlayabiliriz. Osmanlı sarayında Enderûn teşkilatı Topkapı Sarayı’nın kuruluşundan önce de var olan bir örgütlenme idi. Fatih Sultan Mehmed döneminde (1451-1481)şekillenen koğuşlar ve padişaha ait yapıları içeren avlu ile padişaha ait köşklerin bulunduğu sofa-i Hümâyûn adı verilen mermer teras ve çiçek bahçesinden oluşmaktadır.
We can describe Enderûn as a school in which the sultan, his akhadims and his page boys used to live together and so some of them used to be educated. In Ottoman palaces, Enderûn Organization was an organization which had already existed before Topkapı Palace. The dormitories which took on a shape in the reign of Fatih Sultan Mehmed (1451-1481), the courtyard with the buildings belonging to the sultan and villas belonging to the sultan are placed in marble terrace and flower garden and this was called Sofa-i Hümâyûn.
Enderûn Teşkilatı / Enderûn OrganizationEnderûn teşkilatı iki ana bölüme ayrılır: İlki, eğitim gören veya padişaha hizmet veren devşirme içoğlanları, diğeri ise akhadım ağalardan oluşan yöneticilerdir. Devşirme sistemiyle alınan çeşitli milletlere mensup Hıristiyan gençlerin Müslüman olmaları ve eğitimleri ile oluşturulan bu sistemde Orduda, Sarayda ve Hükümette ihtiyaç duyulan devlet adamları yetiştirilmiştir.
Enderûn Organization is divided in two main parts: First one is page boys who were serving to the sultan and the other is the directors consisted of akhadim ağas. By this system young men who were turned into Muslim from Christianity and gathered from various nations were educated and they became governors who were needed in the army, the palace and the government.
Arz Odası / Audience ChamberBâb-üs Saade’nin tam karşısında yer alan ve saçak sistemiyle bu kapıyla bütünleştirilen bu yapı, padişahların devlet yönetimiyle olan ilişkilerinin somutlaştırıldığı en önemli mekandır. Arz odası veya Arz Divanhanesi denilen yapıda padişahlar, yabancı devlet elçilerini kabul etmişler, sefere çıkan komutanlarla ve Divan toplantılarının “Arz Günleri” denilen Pazar ve Salı günlerinde devlet erkanı ile toplantılar yapmışlardır. 2003 yılında restorasyona giren binadaki çalışmalar bitmiştir. Ziyarete açıktır.
This is just in the opposite of Bâb-üs Saade and it goes united with its fringes to the gate. There the sultans used to concern state goverment. In this place, called Arz Odası or Arz Divanhanesi, the sultans used to welcome foreign ambassadors and arrange meetings with the commanders who were going to battle and arrange Divan meetings with governors on Sunday and Tuesday called “Arz Günleri”. The works in the building which went for restoration in 2003 finished. It is open for visitors.
Seferli Koğuşu / Imperial WardrobeSultan IV. Murad tarafından 1635 yılında kurulmuştur. Padişahların çamaşırlarını törenle yıkayan bu sınıf, padişahla birlikte seferlere katıldığı için bu ismi almıştır. Bina 18. yüzyıl başında Sultan III. Ahmet tarafından yenilenmiştir. Giriş revakında Bizans döneminden kalan yeşil sütunlara sahip yapının tonozlu koğuş bölümü 14 sütuna sahiptir. 20. yüzyıl başında arka tarafındaki hamam ve tuvaletleri de kaldırılan yapıda bugün Topkapı Sarayı Müzesi Padişah Elbiseleri Koleksiyonu’nundan Fatih’ten II.Abdülhamid’e kadar bazı padişahların değerli kumaşlardan yapılmış kaftan ve kıyafetlerinden örnekler sergilenmektedir.
It was built by Sultan IV. Murad in 1635. The class who used to clean the sultan’s laundry with ceremony gained its name because they used to join the battle with sultan. The building was restored by Sultan III. Ahmet in early 18th century. The vaulted dormitory part in the entrance apricot and which was remained from Byzantine Empire has 14 columns. There displays some sultan’s clothes and caftans made by precious fabrics from Fatih to II.Abdülhamid, which are all from Topkapı Sarayı Müzesi Padişah Elbiseleri Koleksiyonu. In the range of “Saray’da Lâle Sergisi” which will have been opened by April 11th in 2006, the tulip patterned works belonging to palace collections and the tulip patterned caftans and clothes from 16th to 18th centuries are going to be displayed for 3 months in this building.
Fatih Köşkü / Fatih Pavilion1462-63 yıllarında Fatih Sultan Mehmed’in Topkapı Sarayı planını oluşturacak şekilde yaptırdığı ilk yapılardan biridir. Saraydaki diğer padişahlara ait yapılar gibi burası da dörtlü mekan düzenine sahiptir. Marmara Denizi’ne bakan üç odanın Boğaziçi yönündeki diğer bir odaya açık bir mermer terasla bağlanmasından oluşmuştur. Köşkün masif duvarlı ve tonozlu 2 büyük mahzeni ile Bizans döneminden kalan yonca planlı bir vaftiz haneyi örtecek şekilde ayrı bir depo mekanından oluşan altyapısı iç sarayın da ana duvarlarını oluşturur. Yavuz Sultan Selim döneminde revak ve teras bölümleri de duvarlarla kapatılan hazine revakına I. Mahmud (18. yüzyıl) döneminde bir de Elçi Hazinesi mekanı yapılmıştır. 19. yüzyılda önemli devlet ziyaretçilerine sergilenmek amacıyla Ampir üsluplu vitrinler yapılan köşk, böylece Türk müzeciliğinin de en erken uygulamalarından birini oluşturmuştur. Günümüzde de Hazine Seksiyonu olarak kullanılan bina 2000 yılında Gilan Mücevherat’ın sponsorluğu ile restore ettirilerek, modern müzecilik anlayışına uygun, depreme dayanıklı vitrinlerle yenilenmiştir.
It is one of the first structures constructed by Fatih Sultan Mehmed in 1962-63 to form the plan of Topkapi Palace. This structure has also quadruple arrangement like the other structures at the Palace. It is formed by the connection of the other open room at Bosphorus side via a marmite terrace to the three rooms overlooking the Marmara Sea. The villas, solid walls and two big vaulted storehouses, and another storehouse from Byzantine Empire consist of the main walls of inner palace. I. Mahmud (18th century) added Elçi Hazinesi (Treasury of Ambassador) to the treasury portico, the portico and the terrace parts of which was closed by walls in Yavuz Sultan Selim’ s period. In 19th century, the villa to which French style vitrines were added in order to be displayed for important visitors became one of the early examples of Turkish Museum.The Building, today used as Treasury Section (Hazine Seksiyon), was restored in 2000 by the sponsorship of Gilan Mücevherat and renewed by replacing new earthquake-resistant, modern vitirines .
Kilerli Koğuşu
Kilerli Koğuşu Mutfak görevlilerinin de amiri Kilercibaşı sorumluluğunda olan Kilerli Koğuşu, padişahın yemeklerinin pişirilmesi ile ilgilenir, padişah sofrasını kurar ve yemek takımlarına bakardı. 1856 Enderûn yangınından sonra 19. yüzyılda Hazine Kethüdalığı binası olarak yeniden inşa edilmiştir. 1960’lı yıllarda iç düzeni değiştirilen bina bugün Topkapı Sarayı Müzesi Müdüriyeti olarak kullanılmaktadır.
Under the responsibility of the head of kitchen called Kilercibaşı (Chief Cook), Kilerli Koğuşu used to concern on cooking the sultans meals, preparing the sultans table and taking dinner service . After 1856 Enderûn fire in 1856, it was reconstructed as Hazine Kethüdalığı. Since 1960 it has been using as Topkapı Sarayı Müzesi Müdüriyeti
Hazine Koğuşu / Chamber of TreasuryEhl-i Hiref teşkilatının da amiri olan Hazinedarbaşı yönetimindeki saray hazinesinden sorumlu koğuş, Fatih döneminden son döneme kadar önemini ve varlığını korumuştur. 19. yüzyılda Enderûn teşkilatı dağıtıldığı halde Hasoda Koğuşu ile birlikte kadrosu korunan Hazine Koğuşu idi. 1856 Enderûn yangınından sonra hemen 1858 yılında Hazine Kethüdalığı Dairesi olarak inşa edilmiştir. 19 Nisan 2006 tarihinde açılacak .
The dormitory which were under the management of Hazinedarbaşı Chief Treasurer who was also the chief of Ehl-i Hiref organization was responsible of the treasury. It remained from Fatih’ s period to the end of the Ottoman Empire. Although Enderûn organization was dissolved in 19th century it continued with Hasoda Koğuşu. It was reconstructed as Hazine Kethüdalığı Dairesi in 1858 after Enderûn fire in 1856. In April 19th in 2006, it will welcome ‘Sarayda Hamam ve Berber’ Exhibition
Hasoda Koğuşu/ Kutsal Emanetler Dairesi / Chamber of Sacred RelicsPadişahların saraydaki özel ikametgahı olan bu yapı, Fatih Sultan Mehmed döneminde Has Oda olarak yapılmıştır. Padişahlar bu mekanda şehzadeleri, Enderunlu ağaları, vezirleri kabul eder, eğlenir ve 17. yüzyıl ortalarına kadar burada gecelerdi. Tahta yeni çıkan padişah cülus töreninden önce Has Oda’da tahta oturur ve ilk tebrikleri kabul ederdi. Girişte yer alan şadırvanlı sofa, girişin sağındaki Arzhane ve Has Oda, girişin solunda yer alan Destimal Odası ile dört bölümden meydana gelen yapı, 19. yüzyıldan itibaren Mukaddes Emanetlerin korunması için kullanılmıştır. Günümüzde de Mukaddes Emanetler teşhir salonu olarak kullanılmaktadır.
2007 tarihinde restorasyonu tamamlanan ve teşhir salonları yenilenerek 27 Aralık 2007 tarihinde ziyarete açılan Mukaddes Emanetler bölümünün Şadırvanlı giriş sofasında, Tövbe Kapısı Kâbe olukları, Kâbe anahtarları gibi Kâbe’ye ait emanetler, girişin sağındaki Arzhane’de Hz Muhammed’in şahsına ait olan kılıç ve yay, Dendan-ı Saadet, Sakal-ı şerif, Hilye-i Saadet ve İslamiyet’in Dört halifesine ait kılıçlar, Has Oda’da sandukası içinde Hırka-i Saadet ve Sancak-ı Şerif sergilenmektedir. Buradaki gümüş taht IV. Murad döneminde 1639’da yaptırılmıştır. Girişin solundaki Destimal Odası’nda ise Hz. Musa’nın asası, Hz. Yahya’nın rölikleri gibi diğer peygamberlere ait emanetler görülebilir.
Hasoda which was built as the sultans’ private department in Fatih Sultan Mehmed period, is double – storied and has four places. The place in entrance was named Şadırvanlı Sofa due to the marble fountain under Kubbe Altı. The other two parts of the four places was designed as two rooms with dome which are connected to one another and the hall by the doors. The first room on the right side of the entrance is Arzhane where the sultans used to meet arz agas and where they used to present their offers to the sultans. Today in the place, there exhibits the sacred properties belonging to Hz. Muhammed and Kaaba. Koran is being read The second room is the most important place in the building; Hasoda where the sultanate thore is being kept. The room in which the sultans were sleeping in Classical period started to be mentioned Chamber of Sacred Relics (Kutsal Emanetler Dairesi) from 19th century because it has the sacred properties such as Prophet Muhammed’ s Hırka-ı Saadet and Sancak-ı Şerif. Iznik tiles which are the most precious examples of Ottaman are seen on the walls. The room is not open for visitors. Hasodalıların koğuşu ,today called as Destimal Odası, is in the hall of Şadırvanlı Sofa. In the room some sacred properties before Hz. Muhammed are displayed today. Hasoda Koğuşu was formed by page boys who were under the sultans’ personel service In 19th century, the porticos in front of Hasoda Koğuşu were closed and a new dormitory for Emanet-i Mukaddese was built. Today it is used as Padişah Portreleri Sergi Salonu
Silahtar Hazinesi / Treasury of WeaponsmasterMukaddes Emanetlerle ilgili geçici tematik sergilerin düzenlendiği bu bölümde, 2009 yılının Ocak ayı sonuna kadar Hz Muhammed’in yakınlarına ait eşyaların yer aldığı “Ehl-i Beyt” sergisi ziyaret edilebilir.
In the place where you can enter by passing through Arzhane, the extremely important Kurans and other books in a library called Emanet Hazinesi (Sacred Treasury) were kept. From outside it is seen as if it had one dome but actually it has two domes. Today there are some properties belonging to the palace. It is not open for visitors.
Ağalar Camii / Ağalar MosquePadişah portrelerinin karşısında yer alan Ağalar Camii, Fatih Sultan Mehmed döneminde (1451-1481) yaptırılmıştır. Padişahlar, Akağalar ve İçoğlanların ibadeti için kullanılan bu Camii, günümüzde Saray’ın Araştırma Kütüphanesi olarak kullanılmaktadır. Sultanların hazinelerinde sakladıkları el yazmaları ile sarayın çeşitli köşk ve koğuşlarından toplanan son derece kıymetli el yazma ve minyatürlü kitapların korunduğu bu Kütüphane’de Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nün izni ile yerli ve yabancı araştırmacılar çalışma yapılabilmektedir. Ancak Kütüphane yapıda mimari restorasyon çalışmalarının devam etmesi sebebiyle kapalıdır.
On side of Haliç of Enderûn courtyard , Has Oda takes place. Used for worship by sultans, akagas and pageboys, the mosque must have been built in Fatih Sultan Mehmed’ s period (1451-1481). To make it to face at Mecca it was placed slightly in a diagonal way in the courtyard. Today it is used as Palace Library. It has the sultans’ manuscripts which they kept in the treasury and profoundly important manuscripts and the books with miniature.
Saray Kütüphanesi / Palace LibraryKütüphaneden yararlanabilmek için Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü’ne çalışılacak konunun yazıldığı bir dilekçe ile başvurmak gerekmektedir. Yerli ve yabancı araştırmacılara açık olan Kütüphane, Hafta içi hergün 9.00-12.00; 13.00-16.30 saatleri arasında hizmet vermektedir.
In order to use the library, it is required to submit a petition that states the subject to be studied to General Directorate for Culturel Heritage and Museums. The library open to the native and foreign researchers serves between 9.00- 12.00 and 13.00- 16.30 Mon– Fri.
III. COURTYARD / ENDERÛN COURTYARD
Sarayın 100x90m. Boyutlarındaki bu avlusunun etrafındaki binaların inşaatı, Fatih devrinden itibaren padişahın yaşamı için gerekli yapılar ile Enderûn teşkilatının gerektirdiği koğuşlar, Camii, hamam gibi yapılardan oluşmuştur. Marmara cephesinde hamam ve önceleri doğan kuşlarının eğitildiği mekan iken sonraları Seferli Koğuşu olan yapı ile Büyük Oda ve Seferli Koğuşları önünde Enderûn hayatında önemli bir yeri olan meşkhane ve Büyük oda mescidi bulunmaktaydı. Bunları, hazine olarak kullanılan Fatih Köşkü izlerdi. Büyük oda mescidi ve meşkhane günümüze ulaşamamış yapılardır. Avlunun karşı sırasında Kiler Koğuşu ve Hazine Koğuşu bulunur. Avlunun diğer köşesinde yer alan Has Oda ve Has Oda Koğuşu Haliç tarafındaki yapıları oluşturur. Bu yönde ayrıca, Ağalar Camiide bulunmaktadır. Enderûn avlusunun ortasında ise “Havuz Köşkü” bulunuyordu. 18. yy.da yıkılarak yerine Enderûn Kütüphanesi yapılmıştır. III. Ahmed Kütüphanesi olarak bilinir. Enderûn Hastahane ve Eczahanesi olarak kullanılan mekanlar bugün Müze Müdür Lojmanı olarak kullanılmaktadır. Enderûn Mektebi’nin 15. yüzyıldan beri ilk aşamalarını oluşturan kadrolarına ayrılmış koğuşları Enderûn avlusu girişinde ve Bâb-üs Saade’nin iki yanında sıralanmıştır. Soldakine Küçük oda sağdakine Büyük oda adı verilen bu koğuşların yer aldığı binalar Enderûn’un divan avlusuyla olan duvarları boyunca uzanmaktadır.
This courtyard, in dimension of 100x90m, of the palace consists of the buildings which have been constructed for the need of the sultans since Fatih’s period, the dormitories which were needed by Enderûn organization, and buildings such as mosque and Turkish bath. At side of Marmara, first There were Turkish bath and an area where falcons were being trained, later There replaced the building Seferli Koğuşu(Imperial Wordrobe) and Meşkhane, which was important for Enderûn life, in front of Büyük Oda (Grand Room) and Seferli Koğuşları(Imperial Wordrobe). Fatih Pavilion used as a treasury building followed those. Mosque of Grand Room and Meşkhane could not remain these days. Kiler Koğuşu and Hazine Koğuşu are at the opposite of the courtyard. Has Oda and Has Oda Koğuşu, on the other corner, are the buildings at the side of Haliç. There is also, Ağalar Mosque in this direction. In the centre of Enderûn Courtyard there was Havuz Köşkü Pool Pavilion once but Enderûn Kütüphanesi Enderun Library was replaced in the 18th centruy. It is also known as III. Ahmed Library.The buildings, once were used as Enderûn Hastahane and Eczahanesi, is being used as Museum Manager Residence today. The dormitories of Enderûn Mektebi having used for Enderun’s staff since are arranged both at the entrance of Enderûn Courtyard and along two sides of Bâb-üs Saade. The dormitories, the left one is called Small room and the right one is called Grand Room are lying along the walls of Enderûn Divan Courtyard.
Enderûn Enderûn’u padişah ve onun hizmetindeki akhadımlar ve içoğlanların yaşadığı, bir kısmının da bu amaçla eğitim gördüğü okul olarak tanımlayabiliriz. Osmanlı sarayında Enderûn teşkilatı Topkapı Sarayı’nın kuruluşundan önce de var olan bir örgütlenme idi. Fatih Sultan Mehmed döneminde (1451-1481)şekillenen koğuşlar ve padişaha ait yapıları içeren avlu ile padişaha ait köşklerin bulunduğu sofa-i Hümâyûn adı verilen mermer teras ve çiçek bahçesinden oluşmaktadır.
We can describe Enderûn as a school in which the sultan, his akhadims and his page boys used to live together and so some of them used to be educated. In Ottoman palaces, Enderûn Organization was an organization which had already existed before Topkapı Palace. The dormitories which took on a shape in the reign of Fatih Sultan Mehmed (1451-1481), the courtyard with the buildings belonging to the sultan and villas belonging to the sultan are placed in marble terrace and flower garden and this was called Sofa-i Hümâyûn.
Enderûn Teşkilatı / Enderûn OrganizationEnderûn teşkilatı iki ana bölüme ayrılır: İlki, eğitim gören veya padişaha hizmet veren devşirme içoğlanları, diğeri ise akhadım ağalardan oluşan yöneticilerdir. Devşirme sistemiyle alınan çeşitli milletlere mensup Hıristiyan gençlerin Müslüman olmaları ve eğitimleri ile oluşturulan bu sistemde Orduda, Sarayda ve Hükümette ihtiyaç duyulan devlet adamları yetiştirilmiştir.
Enderûn Organization is divided in two main parts: First one is page boys who were serving to the sultan and the other is the directors consisted of akhadim ağas. By this system young men who were turned into Muslim from Christianity and gathered from various nations were educated and they became governors who were needed in the army, the palace and the government.
Arz Odası / Audience ChamberBâb-üs Saade’nin tam karşısında yer alan ve saçak sistemiyle bu kapıyla bütünleştirilen bu yapı, padişahların devlet yönetimiyle olan ilişkilerinin somutlaştırıldığı en önemli mekandır. Arz odası veya Arz Divanhanesi denilen yapıda padişahlar, yabancı devlet elçilerini kabul etmişler, sefere çıkan komutanlarla ve Divan toplantılarının “Arz Günleri” denilen Pazar ve Salı günlerinde devlet erkanı ile toplantılar yapmışlardır. 2003 yılında restorasyona giren binadaki çalışmalar bitmiştir. Ziyarete açıktır.
This is just in the opposite of Bâb-üs Saade and it goes united with its fringes to the gate. There the sultans used to concern state goverment. In this place, called Arz Odası or Arz Divanhanesi, the sultans used to welcome foreign ambassadors and arrange meetings with the commanders who were going to battle and arrange Divan meetings with governors on Sunday and Tuesday called “Arz Günleri”. The works in the building which went for restoration in 2003 finished. It is open for visitors.
Seferli Koğuşu / Imperial WardrobeSultan IV. Murad tarafından 1635 yılında kurulmuştur. Padişahların çamaşırlarını törenle yıkayan bu sınıf, padişahla birlikte seferlere katıldığı için bu ismi almıştır. Bina 18. yüzyıl başında Sultan III. Ahmet tarafından yenilenmiştir. Giriş revakında Bizans döneminden kalan yeşil sütunlara sahip yapının tonozlu koğuş bölümü 14 sütuna sahiptir. 20. yüzyıl başında arka tarafındaki hamam ve tuvaletleri de kaldırılan yapıda bugün Topkapı Sarayı Müzesi Padişah Elbiseleri Koleksiyonu’nundan Fatih’ten II.Abdülhamid’e kadar bazı padişahların değerli kumaşlardan yapılmış kaftan ve kıyafetlerinden örnekler sergilenmektedir.
It was built by Sultan IV. Murad in 1635. The class who used to clean the sultan’s laundry with ceremony gained its name because they used to join the battle with sultan. The building was restored by Sultan III. Ahmet in early 18th century. The vaulted dormitory part in the entrance apricot and which was remained from Byzantine Empire has 14 columns. There displays some sultan’s clothes and caftans made by precious fabrics from Fatih to II.Abdülhamid, which are all from Topkapı Sarayı Müzesi Padişah Elbiseleri Koleksiyonu. In the range of “Saray’da Lâle Sergisi” which will have been opened by April 11th in 2006, the tulip patterned works belonging to palace collections and the tulip patterned caftans and clothes from 16th to 18th centuries are going to be displayed for 3 months in this building.
Fatih Köşkü / Fatih Pavilion1462-63 yıllarında Fatih Sultan Mehmed’in Topkapı Sarayı planını oluşturacak şekilde yaptırdığı ilk yapılardan biridir. Saraydaki diğer padişahlara ait yapılar gibi burası da dörtlü mekan düzenine sahiptir. Marmara Denizi’ne bakan üç odanın Boğaziçi yönündeki diğer bir odaya açık bir mermer terasla bağlanmasından oluşmuştur. Köşkün masif duvarlı ve tonozlu 2 büyük mahzeni ile Bizans döneminden kalan yonca planlı bir vaftiz haneyi örtecek şekilde ayrı bir depo mekanından oluşan altyapısı iç sarayın da ana duvarlarını oluşturur. Yavuz Sultan Selim döneminde revak ve teras bölümleri de duvarlarla kapatılan hazine revakına I. Mahmud (18. yüzyıl) döneminde bir de Elçi Hazinesi mekanı yapılmıştır. 19. yüzyılda önemli devlet ziyaretçilerine sergilenmek amacıyla Ampir üsluplu vitrinler yapılan köşk, böylece Türk müzeciliğinin de en erken uygulamalarından birini oluşturmuştur. Günümüzde de Hazine Seksiyonu olarak kullanılan bina 2000 yılında Gilan Mücevherat’ın sponsorluğu ile restore ettirilerek, modern müzecilik anlayışına uygun, depreme dayanıklı vitrinlerle yenilenmiştir.
It is one of the first structures constructed by Fatih Sultan Mehmed in 1962-63 to form the plan of Topkapi Palace. This structure has also quadruple arrangement like the other structures at the Palace. It is formed by the connection of the other open room at Bosphorus side via a marmite terrace to the three rooms overlooking the Marmara Sea. The villas, solid walls and two big vaulted storehouses, and another storehouse from Byzantine Empire consist of the main walls of inner palace. I. Mahmud (18th century) added Elçi Hazinesi (Treasury of Ambassador) to the treasury portico, the portico and the terrace parts of which was closed by walls in Yavuz Sultan Selim’ s period. In 19th century, the villa to which French style vitrines were added in order to be displayed for important visitors became one of the early examples of Turkish Museum.The Building, today used as Treasury Section (Hazine Seksiyon), was restored in 2000 by the sponsorship of Gilan Mücevherat and renewed by replacing new earthquake-resistant, modern vitirines .
Kilerli Koğuşu
Kilerli Koğuşu Mutfak görevlilerinin de amiri Kilercibaşı sorumluluğunda olan Kilerli Koğuşu, padişahın yemeklerinin pişirilmesi ile ilgilenir, padişah sofrasını kurar ve yemek takımlarına bakardı. 1856 Enderûn yangınından sonra 19. yüzyılda Hazine Kethüdalığı binası olarak yeniden inşa edilmiştir. 1960’lı yıllarda iç düzeni değiştirilen bina bugün Topkapı Sarayı Müzesi Müdüriyeti olarak kullanılmaktadır.
Under the responsibility of the head of kitchen called Kilercibaşı (Chief Cook), Kilerli Koğuşu used to concern on cooking the sultans meals, preparing the sultans table and taking dinner service . After 1856 Enderûn fire in 1856, it was reconstructed as Hazine Kethüdalığı. Since 1960 it has been using as Topkapı Sarayı Müzesi Müdüriyeti
Hazine Koğuşu / Chamber of TreasuryEhl-i Hiref teşkilatının da amiri olan Hazinedarbaşı yönetimindeki saray hazinesinden sorumlu koğuş, Fatih döneminden son döneme kadar önemini ve varlığını korumuştur. 19. yüzyılda Enderûn teşkilatı dağıtıldığı halde Hasoda Koğuşu ile birlikte kadrosu korunan Hazine Koğuşu idi. 1856 Enderûn yangınından sonra hemen 1858 yılında Hazine Kethüdalığı Dairesi olarak inşa edilmiştir. 19 Nisan 2006 tarihinde açılacak .
The dormitory which were under the management of Hazinedarbaşı Chief Treasurer who was also the chief of Ehl-i Hiref organization was responsible of the treasury. It remained from Fatih’ s period to the end of the Ottoman Empire. Although Enderûn organization was dissolved in 19th century it continued with Hasoda Koğuşu. It was reconstructed as Hazine Kethüdalığı Dairesi in 1858 after Enderûn fire in 1856. In April 19th in 2006, it will welcome ‘Sarayda Hamam ve Berber’ Exhibition
Hasoda Koğuşu/ Kutsal Emanetler Dairesi / Chamber of Sacred RelicsPadişahların saraydaki özel ikametgahı olan bu yapı, Fatih Sultan Mehmed döneminde Has Oda olarak yapılmıştır. Padişahlar bu mekanda şehzadeleri, Enderunlu ağaları, vezirleri kabul eder, eğlenir ve 17. yüzyıl ortalarına kadar burada gecelerdi. Tahta yeni çıkan padişah cülus töreninden önce Has Oda’da tahta oturur ve ilk tebrikleri kabul ederdi. Girişte yer alan şadırvanlı sofa, girişin sağındaki Arzhane ve Has Oda, girişin solunda yer alan Destimal Odası ile dört bölümden meydana gelen yapı, 19. yüzyıldan itibaren Mukaddes Emanetlerin korunması için kullanılmıştır. Günümüzde de Mukaddes Emanetler teşhir salonu olarak kullanılmaktadır.
2007 tarihinde restorasyonu tamamlanan ve teşhir salonları yenilenerek 27 Aralık 2007 tarihinde ziyarete açılan Mukaddes Emanetler bölümünün Şadırvanlı giriş sofasında, Tövbe Kapısı Kâbe olukları, Kâbe anahtarları gibi Kâbe’ye ait emanetler, girişin sağındaki Arzhane’de Hz Muhammed’in şahsına ait olan kılıç ve yay, Dendan-ı Saadet, Sakal-ı şerif, Hilye-i Saadet ve İslamiyet’in Dört halifesine ait kılıçlar, Has Oda’da sandukası içinde Hırka-i Saadet ve Sancak-ı Şerif sergilenmektedir. Buradaki gümüş taht IV. Murad döneminde 1639’da yaptırılmıştır. Girişin solundaki Destimal Odası’nda ise Hz. Musa’nın asası, Hz. Yahya’nın rölikleri gibi diğer peygamberlere ait emanetler görülebilir.
Hasoda which was built as the sultans’ private department in Fatih Sultan Mehmed period, is double – storied and has four places. The place in entrance was named Şadırvanlı Sofa due to the marble fountain under Kubbe Altı. The other two parts of the four places was designed as two rooms with dome which are connected to one another and the hall by the doors. The first room on the right side of the entrance is Arzhane where the sultans used to meet arz agas and where they used to present their offers to the sultans. Today in the place, there exhibits the sacred properties belonging to Hz. Muhammed and Kaaba. Koran is being read The second room is the most important place in the building; Hasoda where the sultanate thore is being kept. The room in which the sultans were sleeping in Classical period started to be mentioned Chamber of Sacred Relics (Kutsal Emanetler Dairesi) from 19th century because it has the sacred properties such as Prophet Muhammed’ s Hırka-ı Saadet and Sancak-ı Şerif. Iznik tiles which are the most precious examples of Ottaman are seen on the walls. The room is not open for visitors. Hasodalıların koğuşu ,today called as Destimal Odası, is in the hall of Şadırvanlı Sofa. In the room some sacred properties before Hz. Muhammed are displayed today. Hasoda Koğuşu was formed by page boys who were under the sultans’ personel service In 19th century, the porticos in front of Hasoda Koğuşu were closed and a new dormitory for Emanet-i Mukaddese was built. Today it is used as Padişah Portreleri Sergi Salonu
Silahtar Hazinesi / Treasury of WeaponsmasterMukaddes Emanetlerle ilgili geçici tematik sergilerin düzenlendiği bu bölümde, 2009 yılının Ocak ayı sonuna kadar Hz Muhammed’in yakınlarına ait eşyaların yer aldığı “Ehl-i Beyt” sergisi ziyaret edilebilir.
In the place where you can enter by passing through Arzhane, the extremely important Kurans and other books in a library called Emanet Hazinesi (Sacred Treasury) were kept. From outside it is seen as if it had one dome but actually it has two domes. Today there are some properties belonging to the palace. It is not open for visitors.
Ağalar Camii / Ağalar MosquePadişah portrelerinin karşısında yer alan Ağalar Camii, Fatih Sultan Mehmed döneminde (1451-1481) yaptırılmıştır. Padişahlar, Akağalar ve İçoğlanların ibadeti için kullanılan bu Camii, günümüzde Saray’ın Araştırma Kütüphanesi olarak kullanılmaktadır. Sultanların hazinelerinde sakladıkları el yazmaları ile sarayın çeşitli köşk ve koğuşlarından toplanan son derece kıymetli el yazma ve minyatürlü kitapların korunduğu bu Kütüphane’de Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nün izni ile yerli ve yabancı araştırmacılar çalışma yapılabilmektedir. Ancak Kütüphane yapıda mimari restorasyon çalışmalarının devam etmesi sebebiyle kapalıdır.
On side of Haliç of Enderûn courtyard , Has Oda takes place. Used for worship by sultans, akagas and pageboys, the mosque must have been built in Fatih Sultan Mehmed’ s period (1451-1481). To make it to face at Mecca it was placed slightly in a diagonal way in the courtyard. Today it is used as Palace Library. It has the sultans’ manuscripts which they kept in the treasury and profoundly important manuscripts and the books with miniature.
Saray Kütüphanesi / Palace LibraryKütüphaneden yararlanabilmek için Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü’ne çalışılacak konunun yazıldığı bir dilekçe ile başvurmak gerekmektedir. Yerli ve yabancı araştırmacılara açık olan Kütüphane, Hafta içi hergün 9.00-12.00; 13.00-16.30 saatleri arasında hizmet vermektedir.
In order to use the library, it is required to submit a petition that states the subject to be studied to General Directorate for Culturel Heritage and Museums. The library open to the native and foreign researchers serves between 9.00- 12.00 and 13.00- 16.30 Mon– Fri.
diary of a guide (Istanbul)
Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü
KARİYE MÜZESİ
Kariye eski Yunanca kent dışı (kırsal alan) anlamındaki Khora sözcüğünün Türkçeleşmesidir. V. yy.’da yapılan şehir surlarından önce sur dışında bir şapelin varlığı bilinmekte olup, bu şapelin yerine ilk Khora Kilisesi, Justinianus tarafından (527–565) yeniden yaptırılmıştır.
Kommenoslar döneminde Blakhernai Sarayının yakınında olduğu için kilise önemli dini merasimlerde saray şapeli olarak kullanılmıştır.
XI.yy. sonlarında İmparator I. Alexios’un (1081-1118) kayınvalidesi Maria Daukaina, kiliseyi yeniden inşa ettirmiştir.
Latin istilası (1204–1261) sırasında bu kilisede tahrip edilmiş, II. Andronikos (1282- 1328) döneminde Sarayın Hazine Nazırı Theodoros Metokhites (1313) tarafından onarılan kilisenin kuzeyine bir ek, batısına exonarteks ve güneyine şapel (Parekklesion) eklenmiş mozaik ve fresklerle bezenmiştir.
Kariye’deki mozaik ve freskler Bizans resim sanatının son dönemine (XIV. y.y.) ait en güzel örneklerdir. Bu mozaik ve fresklerdeki derinlik figürlerin hareket ve plastik değerlerinin verilişi, figürlerdeki uzamalar bu dönemin üslubudur.
Kariye, 1453 yılında İstanbul’un fethinden sonra Kilise olarak kullanılmış, 1511 Vezir Hadım Ali Paşa tarafından camiye çevrilmiştir.1945 yılında müzeye dönüştürülmüş, 1948–1958 yıllarında Amerikan Bizans Enstitüsü’nün yaptığı mozaik ve freskoların üzeri açılarak ortaya çıkarılmıştır.
Tarihçesi [değiştir]
Kariye (Chora) Kilisesi, 6. yüzyıla kadar giden bir geçmişe sahiptir. Günümüze ulaşmış hali Osmanlı döneminde ve 20. yüzyılin ikinci yarısında geçirdiği onarımların sonucudur. Kilise, manastır kompleksinden geriye kalan tek kalıntıdır. Kurtarıcı İsa Mesih’e adanmıştır. İlk önce manastır olarak 534 yılında Justinianus döneminde Aziz Theodius tarafından yapılmıstir. 11. yüzyılda 1. Aleksios’un kayınvalidesi Maria Doukaina tarafından yeniden inşa ettirilmiştir. 1204-1261 yıllarındaki Latin istilasinda harap olan manastır Theodoros Metokhites tarafından 14. yüzyılda onarılmıştır. Dış narteks ve parekklesion bu dönemde yapıya eklenmiştir. (Metokhites Parekklesion’u kendisi için inşa etmiştir ve mezarı da kilisenin girişinde mermer Bir taşla belirlenmiş olan yerdedir.)
Yapının önemi, İmparatorluğun, Haliç kıyısında, surlara yakın bir yerde konumlanmış olan “Blackhernai Sarayı”na taşınmasıyla artmıştır. 1296’daki büyük depreme dayanan bina, Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u almasından çok sonra1511 yılında camiye dönüştürülmüştür. Mozaik ve freskler cami olduktan sonra bazen tahta kepenklerle, bazen de badana ile örtülmüştür. 1948'den 1958'e kadar Amerikan Bizans Enstitüsü'nün yaptığı çalışmalar sonunda tüm mozaik ve freskler ortaya çıkarılmıştır. Yapı 1948’den bu yana da “Kariye Müzesi” olarak hizmet vermektedir. Dış köşesindeki minare ve içerde güneydoğu köşesindeki mihrap dışında hiçbir İslam unsuru taşımamaktadır. Türkiye'deki eski kiliseler arasında, içinde en fazla mozayiğe sahip olanıdır.
Mimari özellikleri [değiştir]
Güney şapelinin kubbesi
Kariye Kilisesi, tipik Bizans yapısıdır. Dışarıdan tuğla duvarlarıyla oldukça sade görünmekle birlikte içi en süslü kiliselerden biridir. Güney cephede uzanan dar uzun tek nefli bir sapel olan parekklesion bir bodrum uzerine yapılmıştır. Üstü kısmen kubbe, diğer kısımları tonozla örtülüdür. Tek apsisi vardır. Bütün batı cephesi boyunca uzanan dış narteks bugünkü cepheyi oluşturur. Yapının orta mekanını örten kubbe yüksek kasnaklıdır. Osmanlı döneminde onarım görmüştür ve ahşaptır. Dış cephelerde yuvarlak kemerler, yarım payeler, nişler ve taş tuğla örgü sıraları ile plastik ve hareketli bir görünüm sağlanmıştır. Doğu cephesi dışa taşkın apsislerle bitmektedir. Orta apsis dıştan yarım kemerli bir “payanda” ile desteklenmiştir. Bu payanda, gotik mimarlıkta yaygın olarak kullanılan bir destek ögesidir. Haç tonozların, yük etkisiyle sütun, paye gibi taşıyıcı destekleri iterek yıkılmalarını önleme amaçlıdır. Yarım kemer biçimlidir, dıştan destek sağlar.
Esas ibadet mekanı işlevini gören naos, yapının merkezinde yer alır ve pandantifler ile geçilen bir kubbeyle örtülüdür. Naosun doğu uzantısı, sunak masasının yer aldığı bema ya da kutsal mekandır. Bema’nın iki yanında pastoforium yer alır. Şükran ayininin hazırlandığı kuzey şapel “prothesis”, giyinme odası olarak kullanılmış güney şapel “diakonikon” olarak adlandırılır. 14. yüzyıldan itibaren diakonikon özel şapel işlevi görmüştür.
İki katlı kuzey ek bölüm naosa birleşir. Geçiş niteliğindeki alt katı giyinme odası olarak kullanılmış olabilir. Manastır kütüphanesini barındıran ve naosa bir pencere ile açılan üst katı büyük olasılıkla kurucunun çalışma mekanıdır.
Kariye müzesinden bir mozaik
Batıda, mozaiklerle süslü iki geniş narteks yer almaktadır. Özgün planında güneybatı köşesinde bir çan kulesinin yer aldığı dış narteks, kapının bulunduğu revaklı cephesi ile dışa açılır. Nartekslerde mozaikler, mermer kaplamalar ve kabartmalar görünmektedir. Ek şapel konumundaki parekklesion mezar şapeli işlevini görmüştür. Buradaki fresklerin hemen hemen tümü korunmuştur. Parekklesionla naos arasında, tamamlanmamış depo ve muhtemelen keşiş odası olarak kullanılan özel bölümü bağlayan geçit bulunmaktadır. Özel bölüm naosa bir pencere ile açılmaktadır.
Mozaikler [değiştir]
Kariye Müzesi'nin ünlü mozaiklerinden bir örnek
Kariye mozaik ve freskleri Bizans resim sanatının son dönemine ait (14. yy.) en güzel örneklerdir. Önceki Dönemin yeknesak fonu burada görülmez. Derinlik fikri, figürlerin hareket ve plastik değerlerinin verilişi, figürlerdeki uzama bu üslubun özellikleridir. İtalyan rönesansina paralel ilerleyen Bizans Sanatı'ndaki yeni uyanışın önemli örnekleridir. Dış nartekste İsa'nın hayatı, iç nartekste ise Meryem'in hayatı ile ilgili sahneler yer alır. Bu sahneler, Meryem'in ve İsa'nın hayatındaki olaylara göre kronolojik bir sıra takip ederler. Kronolojik sıraya göre iç nartekste mevcut ilk mozaik, çocuğu olmayan üzgün Joachim'in (Meryem'in babası) dağdaki halini betimler, son mozaik ise Yusuf ve Meryem'in ayrılışını betimler. Kronolojik sıraya göre, dış narteksteki ilk mozaik ise Yusuf'un düşünü betimleyen mozaiktir.Dış narteksten iç nartekse geçilen kapının üzerinde bir “Pantokrator İsa” vardır. (Bu betim birçok ortodoks kilisesinde kullanılan İsa’nin yüceliğini ifade eden, kalıp pozlardan biridir. Sakallı olarak tasvir edilen İsa, sağ eli ile takdis işareti yaparken, sol elinde yeni ahit’i tutmaktadir.) Sol tarafta İsa'nın doğumu, vali Quirinus'un önünde nüfus sayımı, meleğin Yusuf'a görünüp Meryem'i alıp gitmesini öğütlemesi, ekmeğin çoğaltılması, suyun şaraba dönüştürülmesi; sağ tarafta ise haberci krallarin İsa'nın doğumunu haber vermesi, felçlilerin iyileştirilmesi ve çocukların katli gibi sahneler vardır. İç mekandaki mozaikler “Bakire Meryem”in hayatından kesitler sunar ve İsa’nın mucizelerini gösterir. Gerek duvarlarda, gerekse tavandaki mozaik betimlemeler günümüze çok az hasarla ulaşmıştır. Mozaiklerin yanı sıra renkli ve desenli mermer süslemeler de vardır.
İç nartekse geçildiğinde en güzel ve eneski mozaik “deisis”tir.Bu mozayikte İsa'nın sağ ve sol gözleri birbirinden farklı olarak tasvir edilmiştir, Ayasofya'daki deisis mozayiğinde olduğu gibi. Mozayikte, ortada İsa, solunda Meryem, Meryem'in altında İsaakios, Kommenos ve İsa'nin sağında bir rahibe görülür. Bu kadın VIII. Mikhael Palaiologos'un kızıdır. Moğol Prensi Abaka Han ile evlendirilmiş ve kocasının ölümünün ardından İstanbul'a dönerek rahibe olmuştur. Bu bölümde kubbede İsa ve dilimler içinde İsa'nın ataları gösterilmiştir. Ana nefe giriş kapısı üzerinde ortada İsa, sol tarafta kiliseyi onaran ve mozaiklerle süsleyen Theodoros Metokhites kilisenin maketini sunar şekilde gösterilmiştir.
Meryem'in İncil'de yer almayan hayat hikâyesi ise apokriflere dayalı konulardan alınmıştır. İç nartekste Meryem'in doğumu, ilk adımları, Cebrail'in Meryem'e bir çocuğu olacağını haber vermesi, tapınağa örtülecek örtü için yün alınmasi gibi sahneler yer almaktadır. Kilisenin ana nefinde abside bakan duvarda Meryem'in ölümünü betimleyen mozayik, yan duvarlarda ise çocuk İsa'yı taşıyan Meryem ve bir aziz mozaiği yer alır. Parekklesion'un tümü freskolarla süslüdür. Apsiste görülen "Cehenneme İniş", yani "diriliş" (anastasis) sahnesi çok az hasarla günümüze ulaşmış gerçek bir sanat eseridir. Onun üst kısmında yer alan "son duruşma" sahnesi burada tüm olarak gösterilmiştir. Tavanın tepe kısmında evren bir salyongozu andırırcasına, spiral biçimde tasvir edilmiştir.Parekklesionun sağ ve sol duvarlarında görülen nişlerin mezar olduğu bilinir. Parekklesion kubbesinin ortasında Meryem ve Çocuk İsa, dilimlerinde ise 12 melek tasviri görünmektedir.
KARİYE MÜZESİ
Kariye eski Yunanca kent dışı (kırsal alan) anlamındaki Khora sözcüğünün Türkçeleşmesidir. V. yy.’da yapılan şehir surlarından önce sur dışında bir şapelin varlığı bilinmekte olup, bu şapelin yerine ilk Khora Kilisesi, Justinianus tarafından (527–565) yeniden yaptırılmıştır.
Kommenoslar döneminde Blakhernai Sarayının yakınında olduğu için kilise önemli dini merasimlerde saray şapeli olarak kullanılmıştır.
XI.yy. sonlarında İmparator I. Alexios’un (1081-1118) kayınvalidesi Maria Daukaina, kiliseyi yeniden inşa ettirmiştir.
Latin istilası (1204–1261) sırasında bu kilisede tahrip edilmiş, II. Andronikos (1282- 1328) döneminde Sarayın Hazine Nazırı Theodoros Metokhites (1313) tarafından onarılan kilisenin kuzeyine bir ek, batısına exonarteks ve güneyine şapel (Parekklesion) eklenmiş mozaik ve fresklerle bezenmiştir.
Kariye’deki mozaik ve freskler Bizans resim sanatının son dönemine (XIV. y.y.) ait en güzel örneklerdir. Bu mozaik ve fresklerdeki derinlik figürlerin hareket ve plastik değerlerinin verilişi, figürlerdeki uzamalar bu dönemin üslubudur.
Kariye, 1453 yılında İstanbul’un fethinden sonra Kilise olarak kullanılmış, 1511 Vezir Hadım Ali Paşa tarafından camiye çevrilmiştir.1945 yılında müzeye dönüştürülmüş, 1948–1958 yıllarında Amerikan Bizans Enstitüsü’nün yaptığı mozaik ve freskoların üzeri açılarak ortaya çıkarılmıştır.
Tarihçesi [değiştir]
Kariye (Chora) Kilisesi, 6. yüzyıla kadar giden bir geçmişe sahiptir. Günümüze ulaşmış hali Osmanlı döneminde ve 20. yüzyılin ikinci yarısında geçirdiği onarımların sonucudur. Kilise, manastır kompleksinden geriye kalan tek kalıntıdır. Kurtarıcı İsa Mesih’e adanmıştır. İlk önce manastır olarak 534 yılında Justinianus döneminde Aziz Theodius tarafından yapılmıstir. 11. yüzyılda 1. Aleksios’un kayınvalidesi Maria Doukaina tarafından yeniden inşa ettirilmiştir. 1204-1261 yıllarındaki Latin istilasinda harap olan manastır Theodoros Metokhites tarafından 14. yüzyılda onarılmıştır. Dış narteks ve parekklesion bu dönemde yapıya eklenmiştir. (Metokhites Parekklesion’u kendisi için inşa etmiştir ve mezarı da kilisenin girişinde mermer Bir taşla belirlenmiş olan yerdedir.)
Yapının önemi, İmparatorluğun, Haliç kıyısında, surlara yakın bir yerde konumlanmış olan “Blackhernai Sarayı”na taşınmasıyla artmıştır. 1296’daki büyük depreme dayanan bina, Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u almasından çok sonra1511 yılında camiye dönüştürülmüştür. Mozaik ve freskler cami olduktan sonra bazen tahta kepenklerle, bazen de badana ile örtülmüştür. 1948'den 1958'e kadar Amerikan Bizans Enstitüsü'nün yaptığı çalışmalar sonunda tüm mozaik ve freskler ortaya çıkarılmıştır. Yapı 1948’den bu yana da “Kariye Müzesi” olarak hizmet vermektedir. Dış köşesindeki minare ve içerde güneydoğu köşesindeki mihrap dışında hiçbir İslam unsuru taşımamaktadır. Türkiye'deki eski kiliseler arasında, içinde en fazla mozayiğe sahip olanıdır.
Mimari özellikleri [değiştir]
Güney şapelinin kubbesi
Kariye Kilisesi, tipik Bizans yapısıdır. Dışarıdan tuğla duvarlarıyla oldukça sade görünmekle birlikte içi en süslü kiliselerden biridir. Güney cephede uzanan dar uzun tek nefli bir sapel olan parekklesion bir bodrum uzerine yapılmıştır. Üstü kısmen kubbe, diğer kısımları tonozla örtülüdür. Tek apsisi vardır. Bütün batı cephesi boyunca uzanan dış narteks bugünkü cepheyi oluşturur. Yapının orta mekanını örten kubbe yüksek kasnaklıdır. Osmanlı döneminde onarım görmüştür ve ahşaptır. Dış cephelerde yuvarlak kemerler, yarım payeler, nişler ve taş tuğla örgü sıraları ile plastik ve hareketli bir görünüm sağlanmıştır. Doğu cephesi dışa taşkın apsislerle bitmektedir. Orta apsis dıştan yarım kemerli bir “payanda” ile desteklenmiştir. Bu payanda, gotik mimarlıkta yaygın olarak kullanılan bir destek ögesidir. Haç tonozların, yük etkisiyle sütun, paye gibi taşıyıcı destekleri iterek yıkılmalarını önleme amaçlıdır. Yarım kemer biçimlidir, dıştan destek sağlar.
Esas ibadet mekanı işlevini gören naos, yapının merkezinde yer alır ve pandantifler ile geçilen bir kubbeyle örtülüdür. Naosun doğu uzantısı, sunak masasının yer aldığı bema ya da kutsal mekandır. Bema’nın iki yanında pastoforium yer alır. Şükran ayininin hazırlandığı kuzey şapel “prothesis”, giyinme odası olarak kullanılmış güney şapel “diakonikon” olarak adlandırılır. 14. yüzyıldan itibaren diakonikon özel şapel işlevi görmüştür.
İki katlı kuzey ek bölüm naosa birleşir. Geçiş niteliğindeki alt katı giyinme odası olarak kullanılmış olabilir. Manastır kütüphanesini barındıran ve naosa bir pencere ile açılan üst katı büyük olasılıkla kurucunun çalışma mekanıdır.
Kariye müzesinden bir mozaik
Batıda, mozaiklerle süslü iki geniş narteks yer almaktadır. Özgün planında güneybatı köşesinde bir çan kulesinin yer aldığı dış narteks, kapının bulunduğu revaklı cephesi ile dışa açılır. Nartekslerde mozaikler, mermer kaplamalar ve kabartmalar görünmektedir. Ek şapel konumundaki parekklesion mezar şapeli işlevini görmüştür. Buradaki fresklerin hemen hemen tümü korunmuştur. Parekklesionla naos arasında, tamamlanmamış depo ve muhtemelen keşiş odası olarak kullanılan özel bölümü bağlayan geçit bulunmaktadır. Özel bölüm naosa bir pencere ile açılmaktadır.
Mozaikler [değiştir]
Kariye Müzesi'nin ünlü mozaiklerinden bir örnek
Kariye mozaik ve freskleri Bizans resim sanatının son dönemine ait (14. yy.) en güzel örneklerdir. Önceki Dönemin yeknesak fonu burada görülmez. Derinlik fikri, figürlerin hareket ve plastik değerlerinin verilişi, figürlerdeki uzama bu üslubun özellikleridir. İtalyan rönesansina paralel ilerleyen Bizans Sanatı'ndaki yeni uyanışın önemli örnekleridir. Dış nartekste İsa'nın hayatı, iç nartekste ise Meryem'in hayatı ile ilgili sahneler yer alır. Bu sahneler, Meryem'in ve İsa'nın hayatındaki olaylara göre kronolojik bir sıra takip ederler. Kronolojik sıraya göre iç nartekste mevcut ilk mozaik, çocuğu olmayan üzgün Joachim'in (Meryem'in babası) dağdaki halini betimler, son mozaik ise Yusuf ve Meryem'in ayrılışını betimler. Kronolojik sıraya göre, dış narteksteki ilk mozaik ise Yusuf'un düşünü betimleyen mozaiktir.Dış narteksten iç nartekse geçilen kapının üzerinde bir “Pantokrator İsa” vardır. (Bu betim birçok ortodoks kilisesinde kullanılan İsa’nin yüceliğini ifade eden, kalıp pozlardan biridir. Sakallı olarak tasvir edilen İsa, sağ eli ile takdis işareti yaparken, sol elinde yeni ahit’i tutmaktadir.) Sol tarafta İsa'nın doğumu, vali Quirinus'un önünde nüfus sayımı, meleğin Yusuf'a görünüp Meryem'i alıp gitmesini öğütlemesi, ekmeğin çoğaltılması, suyun şaraba dönüştürülmesi; sağ tarafta ise haberci krallarin İsa'nın doğumunu haber vermesi, felçlilerin iyileştirilmesi ve çocukların katli gibi sahneler vardır. İç mekandaki mozaikler “Bakire Meryem”in hayatından kesitler sunar ve İsa’nın mucizelerini gösterir. Gerek duvarlarda, gerekse tavandaki mozaik betimlemeler günümüze çok az hasarla ulaşmıştır. Mozaiklerin yanı sıra renkli ve desenli mermer süslemeler de vardır.
İç nartekse geçildiğinde en güzel ve eneski mozaik “deisis”tir.Bu mozayikte İsa'nın sağ ve sol gözleri birbirinden farklı olarak tasvir edilmiştir, Ayasofya'daki deisis mozayiğinde olduğu gibi. Mozayikte, ortada İsa, solunda Meryem, Meryem'in altında İsaakios, Kommenos ve İsa'nin sağında bir rahibe görülür. Bu kadın VIII. Mikhael Palaiologos'un kızıdır. Moğol Prensi Abaka Han ile evlendirilmiş ve kocasının ölümünün ardından İstanbul'a dönerek rahibe olmuştur. Bu bölümde kubbede İsa ve dilimler içinde İsa'nın ataları gösterilmiştir. Ana nefe giriş kapısı üzerinde ortada İsa, sol tarafta kiliseyi onaran ve mozaiklerle süsleyen Theodoros Metokhites kilisenin maketini sunar şekilde gösterilmiştir.
Meryem'in İncil'de yer almayan hayat hikâyesi ise apokriflere dayalı konulardan alınmıştır. İç nartekste Meryem'in doğumu, ilk adımları, Cebrail'in Meryem'e bir çocuğu olacağını haber vermesi, tapınağa örtülecek örtü için yün alınmasi gibi sahneler yer almaktadır. Kilisenin ana nefinde abside bakan duvarda Meryem'in ölümünü betimleyen mozayik, yan duvarlarda ise çocuk İsa'yı taşıyan Meryem ve bir aziz mozaiği yer alır. Parekklesion'un tümü freskolarla süslüdür. Apsiste görülen "Cehenneme İniş", yani "diriliş" (anastasis) sahnesi çok az hasarla günümüze ulaşmış gerçek bir sanat eseridir. Onun üst kısmında yer alan "son duruşma" sahnesi burada tüm olarak gösterilmiştir. Tavanın tepe kısmında evren bir salyongozu andırırcasına, spiral biçimde tasvir edilmiştir.Parekklesionun sağ ve sol duvarlarında görülen nişlerin mezar olduğu bilinir. Parekklesion kubbesinin ortasında Meryem ve Çocuk İsa, dilimlerinde ise 12 melek tasviri görünmektedir.
diary of a guide (Marmaris)
MARMARİS
Coğrafi konumu
Batıdan Reşadiye Yarımadası ve Kerme Körfezi, kuzeyden Ula, doğudan Balan Dağı, Karadağ ve Günlük Tepeleri ile, güneyden Akdeniz ile çevrilmiştir. Türkiye'de batıdan doğuya Akdeniz sınırları içindeki ilk büyük liman kentidir. Körfezin önünde kıyıya ince bir dille bağlı olan Adaköy, onun önünde Bedir Adası, Keçi Adası ve Güvercin Adası bulunur.Kentin en eski kısımı denize doğru uzanmış kalker yapılı bir tepe üzerine kurulmuş olan Kale Mahallesidir. Marmaris daha sonra eteklere doğru ve kıyı boyunda gelişmiştir.Akdeniz iklimi nedeniyle çok nemli bir havaya sahiptir. Marmaris'in nemli havası nedeniyle kışın bile denize girilebilir.
Denizle bütünleşen çam ormanlarına sahip muhteşem koylarıyla, dört tarafını çevreleyen Milli Parkı'yla, mavi bayrakla donatılmış plajları ve berrak deniziyle Marmaris bugüne kadar Akdeniz ve Türkiye turizminin önemli merkezlerinden birisi olmuştur.
Konumu, hem Marmaris'e hem de Marmaris'den diğer merkezlere, tarih ve doğa kokan güzelliklere ulaşılmasını kolaylaştırır. Hava ulaşımının yapıldığı Dalaman Havaalanı sadece bir saat uzaklıktadır. Görmek istediğiniz yerleri katılacağınız turlarla bir gün içinde gezebilir, akşam tekrar Marmaris'te tatilinize devam edebilirsiniz. Rodos ise sadece 45 dakika uzaklıktadır.
[değiştir]
Tarihi
Marmaris'in tarihi M.Ö. 12000'lere kadar gider. 2007 yılında Bedir Adasındaki Nimara Mağarasında yapılan kazı çalışmaları sonucu bulunan materyaller bunu teyit etmektedir.17 Eylül 2007'de Marmaris Müzesi'ndeki basın toplantısı}... Bölgeye Karia adı Kar'ın ülkesi anlamıda sonradan verilmiştir. Ege ve Akdeniz'in kıyılarının bereketi, bölgeyi devamlı çekici kılmıştır. Şehir Rodos ve Ege adalarına açılan en önemli köprüdür. Böylece Marmaris zaman içinde pek çok medeniyetin hüküm sürdüğü bir yer haline gelmiştir.
Bölgede yapılacak gezilerde Karia, Rodos ve ada uygarlıkları, Mısır, Asur, İon, Pers, Makedon, Suriye, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı medeniyetlerinin izlerini görmek mümkündür.
Fiskos kentin ilk adıdır. Bugün Asartepe denilen mevkide kalıntıları görülebilir.
M.Ö. 3500 Karya kenti Fiskos'un ilk kent surları yapılıyor. Fiskos kalıntıları Marmaris Beldibi'nin kuzeydoğu yamaçlarında Asartepe'de izlenebilir. M.Ö. 7. YY Loryma antik kenti (bugün Sömbeki körfezi, Bozukkale, Taşlıca bölgesinde) kuruluyor.
M.Ö. 546 Bölgede Pers egemenliği başlıyor.
M.Ö. 334 Büyük İskender bölgeyi işgal ediyor.
M.Ö. 323 İskender ölüyor. Karya bölgesi Bergama krallığının egemenliğine girsede, Fiskos Mısır/Rodos İmparatorluğu´nun Güneybatı Anadolu´daki en önemli liman kenti oluyor.
M.Ö. 226 Şiddetli bir deprem oluyor.
M.Ö. 133 Bölgede Roma egemenliği başlıyor.
M.S. 395 Bizans döneminin başlangıcı
M.S. 670 Arap akınları. Çoğu kent bu akınlar sonucunda yakılıp yıkıldı.
1010-1286 Türkmen boyları ve Anadolu Selçuklu Devleti Dönemi. Bu dönemde Tepe Mahallesinde ilk yerleşim birimleri MERMERİS ismi verilerek kurulmuştur.
1286 Menteşe Beyliği dönemi. 1300'lü yıllarda Mermeris hem ticari hem de askeri açıdan, antik cağlarda Fiskos´un olduğu gibi, önemli bir liman oluyor.
1300 Yılında Rodos adasının, Menteşe Beyliği tarafından fethinde önemli bir rolü donanma üssü olarak oynuyor. Doğu Akdenizde mermer ve kereste ticaretinin önemli bir yükleme limanı oluyor.
1391 Temmuz 1391 yılında Ahmed Gazi´nin ölümden sonra bölgede Osmanlı Egemenliği başlıyor.
1402 Ankara savaşı sonrası. Timurlenk´in emriyle Menteşe Beyliği egemenliği tekrar başlıyor.
1451 Bölgede yeniden Osmanlı egemenliği başlıyor.
1480 Fatih Sultan Mehmet ve 100.000 askeriyle, Mermeris´e Rodos´u fetih için geliyor. 150 gemilik kuvvetli Osmanlı Donanması'nın 89 gün süren fetih uğraşı boşa çıkıyor.
1517 Mermeris´te nüfus 24 kişi.
1520-1522 Osmanlı padişahı Kanuni Sultan Süleyman, Rodos seferine çıkıyor ve 150.000 kişilik ordusuyla Mermeris'e geliyor ve Rodos´u fetih ediyor. Bir kale, bir kervansaray ve bir de şimdiki Kısayalı'yı tümüyle kapsayan bir köprü yapımını emrediyor.
1525 Mermeris Muğla Sancağı'na bağlı "kaza" oluyor.
1545 Rodos seferi dönüşünde Sultan Süleyman tarafından buyurulan Marmaris kalesinin, Hafza Sultan Kervansarayın yapımı tamamlanıyor.
1565 Mermeris´ten, Dünya´da yalnız burada çıkarılan ve Avrupa´da büyük sükse yapan Sığla Yağı´nın (Storax orientale) yıllık 100.000 kiloya kadar varan ihracaatına başlanıyor.
1789 İbrahim Ağa Camii yapılmıştır.
1801 Tarihte ilk kez, bir donanma tarafından "Çıkartma Tatbikatı" 200 İngiliz savaş gemisi tarafından yaklaşık üç ay süreyle Mermeris´te yapılıyor.
1800-1850 Yıllarında Mısır ve Suriye savaşlarında alınan esirler Mermeris´e getiriliyor.
1890 Mermeris´ten maden ihracaatı başlıyor. İthal eden ülkeler Almanya, Fransa ve İtalya oluyor. Yıllık hacmi 50.000 tonu aşıyor.
1913 1. Dünya Savaşı 'nda bir Alman zırhlısı Marmaris limanına sığınıyor.
1914 Fransız donanması Marmaris Kalesi 'ni topa tutuyor ve büyük tahribat meydana geliyor.
1919 Sevr anlaşmasına dayanarak İtalya ve Yunanistan aralarında anlaşıyor ve İtalyanlar bölgeyi işgal ediyorlar.
1922 : 22 Temmuz‘da İtalyan askerleri Marmaris'ten ayrılıyor ve Marmaris kurtuluyor.
[değiştir]
Marmaris'te antik kentler
Antik çağ yerleşimleri Marmaris ilçe sınırları içinde yer alan antik kentler ise şöyle sıralanabilir:
Physkos (Beldibi, Asartepe), Amos (Hisarönü, Turunç), Bybassos (Hisarönü), Kastabos (Hisarönü), Syrna (Bayır köyü), Larymna (Bozburun), Thyssanos (Söğüt), Phoenix (Taşlıca), Loryma (Bozukkale) Kasara (Serçe Limanı), Kedrai (Sedir Adası), Euthena ve Amnistos (Karacasöğüt). Physkos dahil tüm kentler, küçük Karya kentleri. Ama diğerlerinin neredeyse tamamından bugüne ulaşan kalıntılar kale ve sur parçalarından öteye geçmiyor.
[değiştir]
Physkos, Physcus, Fyskos, Fiskos, Fiskus
Fiskos yörede ilk Karya liman kenti ve diğer yerleşim birimlerinin merkeziymiş.
Fiskos Karya dilinde "Doğakenti" demektir. Bu isme neden de doğanın bütün unsurlarını ve güzelliklerini bünyesinde bulundurmasıdır.
M.Ö. 3400 yıllarına kadar uzandığına dair izler biliniyor. Antik Karya bölgesinin bu önemli liman kentinin, kalıntıları Marmaris şehir merkezinin kuzeyindeki Asartepe'de görülüyor. Ancak akropol üzerinde sur duvarları günümüze ulaşabildi. Tüm Karya yerlesimleri gibi sarp dağ tepelerinde ve yamaçlarında kurulmuştur. Yerleştiği alan Beldibi ile Camiavlu arasındaki tepeler ile vadi ve yamaçlardır.
Tarihçilerin/Yalancıların[!] babası Bodrum´lu Herodot ve ünlü coğrafyacı Amasya´lı Strabo, Fiskos´tan antik dönemde, Efes ve Mylasa´nın Doğu Akdenize açılan limanı olarak bahsederler.
Tarih boyunca Güneybatı Anadolu da varolan egemenliklerin, Akdenize özellikle Doğu Akdenize açılan tek ve önemli limanı olmuştur. Mylasa, Alabanda, Truva, Bergama, Efes ve Miletus gibi önemli antik başkentlerini Fiskos´a bağlayan karayolu ağının eskiden beri var olması, limanın denizler aşırı ilişkilerde, özellikle "ülkelerin anası" Mısır´la, önemini yineleyerek vurgular. Önceleri her türlü ticaretle (Köle, mermer, kereste ve şarap) başlayan Mısır ilişkileri sonraları askeri ve uygarlık olarak genişler. Ünlü Kadeş savaşına Hitit´lilerin saftında katılan Karyalı paralı askerlerin nakli gemilerle Fiskos limanından olmuştur. Daha sonraki savaşlara Mısır´lıların saftında katılmışlardır. Bu paralı askerlerin bir kısmı Nil Deltasına kendi şehirlerini (4 adet) kurarak yerleşmişlerdir. Nitekim ilk karyaca yazıtlar burada bulunmuştur. Mısır´dan Güneybatı Anadolu´ya ve Adalara ilk defa normal insan boyunda heykel yapabilme sanatı Fiskos´tan girmiştir.
Fiskos´un kendi adına parası olması da önemli bir merkez olduğunun başka bir kanıtıdır. Fiskosun çok değerli madeni bir parası, İngiltere´de kolleksiyoncu Mr. Borell´in elinde bulunduğu 1828 yılında tesbit edilmiştir.. Bu para oldukça geniş, kalın ve olağanüstü uzunluktadır ki yüzeyinde dallanmış boynuzları canlandıran bir kabartma ile 18 karya harfleriyle tek satırda " Phi Upsilon sigma $ Y 2" yazısı vardır.
Büyük İskender´in ölümü sonrasında oluşan Mısır-Rodos İmparatorluğuna bağlanan Fiskos, bu dönemde önemini bir ticari liman olarak daha da arttırmıştır. Ve bu konumunu daha sonraki Roma ve Bizans dönemlerine de taşıyabilmiştir.
İngiliz Kralı VIII. Henry, bir belgede 1513 yılında Fiskos´tan bahsetmesi de enteresan.
Ayrıca Boston Museum müzesinde Marmaris´te ( Eski Physkos) bulunduğu belirtilerek sergilenen, sonra Roma İmparatoru olan, genç Tiberius´un (Bust of Tiberius) mermerden bir büstü vardır. Aşağıda büstün müzedeki ingilizce tanıtımı ve müzeye kadar olan yol haritası.
"Provenance/Ownership HisBoston 1971.393, history: Said to have been found at Marmaris (ancient Physkos) on the southern coast of Caria; by date unknown: with K. J. Hewett, Esq., London (purchased from an English estate); by 1971: purchased by Robert E. Hecht, Jr. from K. J. Hewett; purchased by MFA from Robert E. Hecht, Jr., November 10, 1971"
Milattan önce 4.yüzyıldan kalma sayısız heykelcikler, heykelblokları ve tabletler özellikle Eyiliktaşı civarında bulunmuştur.
Arkeolog George Bean´e göre ezelinden beri çeşitli uygarlıklar boyunca hep önemli bir liman kenti olan Fiskos´tan günümüze kalan şehir kalıntıların azlığının izahı, bunların toprak altında gömülü oldukları değildir. Aksine kentin parça parça gemilere yüklenip başka kent projelerinde kullanılmak üzere nakil edildiği olasılığıdır. Çünkü kentin kurulduğu tepe ve yamaçlar günümüzde hala ortadadır ve toprak altında olan Fiskos´un ünlü limanı ve denizidir.
[değiştir]
Loryma (Bozukkale)
Bozburun yarımadasının güneybatı ucundaki Bozuk Koyu'nda kurulmuştu. Koya hakim oldukça geniş alana dağılmış kalıntılardan günümüze ulaşan en etkileyici yapı Burunbaşı üzerinde bulunan iyi korunmuş kaledir. Dokuz dikdörtgen kulesi vardı. Bugün kuzeydeki çıkma kule görülebilmektedir. Bozukkale limanı Mavi yolculuk tekneleri ve yatların önemli bir durak noktası.
[değiştir]
Kedrai
Gökova Körfezi'ndeki Sedir Adası antik Kedrai kenti ve ünlü Kleopatra Plajı ile tanınıyor. Kedrai bir Karia kentiydi, sonra Rodos'a bağlandı. Kedrai “sedirler” (sedir ağacı) anlamına geliyor. Rodos Karşıyakası'nın en önemli yerleşimlerinden biri olan Kedrai, surlarla kuşatılmıştı. Kule ve duvarları kıyıda izelenebilen kentin orta kesiminde Dor düzenindeki Apollon tapınağından bugüne ancak temelleri ulaşabilmiş. Agora, çeşitli yapı kalıntıları ve kent nekropolünün yanısıra, adanın doğu kesiminde ise yüzü kuzeye bakan ve oldukça iyi durumda tiyatrosu var.
[değiştir]
Hydas (Selimiye)
Bozburun Yarımadası'nın kuzeyindeki Selimiye koyunda (Kamışlı Koy) kurulmuştur. Kentte sur kalıntıları, kare planlı bir mezar anıtı yer alıyor Hydas'a 3 km . uzaklıkta, sahilde bir gözetleme burcu ve bu burç üzerinde birkaç mezar var.
[değiştir]
Erine (Hisarönü)
Marmaris-Datça yolunun 20. km .sinde güneye Bozburun yönüne dönüldüğünde Hisarönü köyüne 2 km. 1Antik ören yerine buradan 3 km yol ile gidilir.
Erine'de, Roma dönemine ait kalıntılar bulunmaktadır.
[değiştir]
Castabus (Pazarlık)
Bu antik ören yerine ve Hisarlık Köyü yakınlarındaki kutsal yere Hisarönü ovasından bir saatlik tırmanışla ulaşılabilir. Tapınak bir platformun üzerinde yer alır. İ.Ö 4. yüzyıldan kalma Ion düzenindeki yapı ayrıca Dor öğeleri de taşımaktadır. Platform üzerinde tapınak temeli görülebilir. Platformu destekleyen göz alıcı duvarlar günümüze kadar varlığını sürdürebilmişlerdir. Güneydeki alanda yer alan yıkık tiyatro, tapınakla birlikte bölgede tanımlanabilen tek yapıdır.
[değiştir]
Thyssanos (Söğüt)
Söğüt köyünün 1 km güneybatısında, okulun biraz arkasındaki tepecik üzerinde Thyssanos yerleşimi kalıntıları vardır. Kazı yapılmamış antik yerleşimde kalıntılar birkaç duvar parçasından, temel izlerinden ve duvar kalıntılarından ibaret.
[değiştir]
Phoenix, Fenix, Feniks, Fenike "Fineket = Taşlıca"
Bir Karya kenti olan Phoenix'in kalıntıları Taşlıca'nın 4 km dışında, Köy ile antik yerleşim arasında, muhtemelen antik döneme ait patika yolda önce mezarlarla karşılaşılır.Taşlıca ile Asar tepenin aşağı yukarı ortalarında, çukurda kentin agorası, tepeye çıkarken oldukça iyi durumdaki bir yapı kalıntısı ve ardından kentin ana nekropolisi (mezarlar) görülür. Kentin akropolisi Asartepe'dedir.
Taşlıca´ya ilk yerleşenler, 1402 yılında Ankara savaşından sonra anlaşma gereği Timur´un bıraktığı moğollardır. Özgünlüklerini hala koruyabilmektedirler.
[değiştir]
Bybassos
Bugünkü Orhaniye köyü kalıntıların bulunduğu tepenin yamacına kurulmuştur. Kentin sur kalıntıları orman içinde dağınık bir arazide görülebiliyor. Euthenna (Altınsivrisi/Karacasöğüt) Rodos kentciği. Bugüne ulaşan kalıntılar Karacasöğüt köyünün yaklaşık 2 km güneydoğusunda Altınsivrisi tepesinde kent nekropolisi, biraz yukarılarda çeşitli sur kalıntıları, kaya mezarları ve sarnıçlarla karşılaşılacaktır.
[değiştir]
Amnistos (Karacasöğüt)
Karacasöğüt yakınlarında bir başka antik kent daha var. Amnistos antik kenti kalıntıları köyün yakınındaki bir burun üzerinde. Kentten bugüne sur kalıntıları, deniz kıyısında eski liman duvarı ulaşmış.
[değiştir]
Marmaris´in isim kökeni = MERMERİS
Şehir şimdi bulunduğu tepede ilk yerleşenleri olan Türkmen´ler tarafından, Bizans döneminde, Mermer-şehri ismiyle kurulmuştur. Menteseoğulları egemenliği döneminde altın çağını, uluslararası mermer ticareti sayesinde yaşayan bu limankenti Mermeris adını almıştır. Doğal felaketlerden, yağma ve talandan nasibi alarak yokolan, Fiskos´un eski çağlardaki rolünü Rodos´un fethine yani 1522 yılına kadar üstlenmiştir.
"MERMERİS ismi, yunanca´ya Marmaras, italyanca´ya (latince´ye) Marmarice/Marmaris, ingilizce´ye Marmorice olarak, ilgi güncelliklerine göre çevrilmistir. Marmaris ismi, I. Dünya Savaşından sonraki İtalyan işgalinde yoğun olarak kullanılmış ve sonrasında Cumhuriyet dönemiyle birlikte resmiyet kazanmıştır.
Bodrum´lu Herodot ve ünlü coğrafyacı Amasya´lı Strabo, Fiskos´tan antik dönemde, Efes ve Mylasa´nın Doğu Akdeniz'e açılan limanı olarak bahsederler. Her ikisinin yaşadıkları dönemlerde Marmaris´in yerleştiği tepe, ya denizin altında, yada bir adacık olsa gerek. Herodot´un Marmarisos ismi ile Marmaris´i kastetmesi olanaksız.
Bir rivayete göre de Kanuni Sultan Süleyman'ın yaptırdığı halen de Marmaris'de bulunan kaleyi Kanuni Sultan Süleyman'ın beğenmediği ve kalenin mimarını astırdığı için Marmaris isminin Mimaras'dan geldiği söylenmektedir.
[değiştir]
Hafza Sultan Kervansarayı
Aslında yapımı 1545 yılında tamamlanan kervansaray, bugünkü halinden çok daha büyük ve daha kapsamlı işlevi düşünülerek yapılmıştır. Daha yakın zamana kadar varolan hamamın dışında, "Han" işlevi gören ve varolan ikinci katı da değişik zamanlarda yıkılarak yokolmuştur. Şimdi adeti 7 olan küçük oda sayısı aslında konum olarak 8 dir. 8.si orantısız tarafta saklıdır. Bir de boğaza ve denize bakan odalarin 2 tanesi hala vardır, hemde çok iyi durumda ama saklıdır. Diğerleri çeşitli nedenlerden dolayı yokolmuştur.
[değiştir]
Kısayalı Köprüsü
Pilavtepesi arkasından gelen, Karaağaca kadar giden eskiyolu Mermeris yarımadasına birleştirmek için beyaz kesme taştan yapılmış, şimdiki Kısayalı'yı tamamiyle kaplayan büyüklükte görkemli bir köprüymüş. Öyleki bir ucu Ilıca sırtlarında diğer ucu Eski cami civarında. Böyle bir köprünün varliğı 1801 yılında bir İngiliz, ressam Neele tarafından yapılan resimle belgelenmiştir. Bu köprünün yokolma akibetini herhalde seller(!) ve erozyonlar(!) belirlemedi.
[değiştir]
İbrahim Ağa Camii
1789 yılında yapımı bitirilen bu eser, 1800-1849 yılları arasında kenti ziyaret eden İngilizlerin de dikkatini çekmiş ki seyir defterlerine kalenin bakımsızlığına rağmen caminin mimarisini beğendiklerini not almışlar. Gerçekten çok görkemli bir mimari eser olduğu ve o caminin şimdiki eski camiyle aynı caminin olmadığının belirginliği bir İngiliz ressam Neele 1801 tarihli eserinde belgeleniyor.
[değiştir]
Ünlü Marmaris´liler
Erdoğan Çokduru 1937-1999 Marmaris'te Karaduman´ların Fatma Cokduru ile Zile`li Jandarma uzatma Onbaşı Sabri Çokduru evliliğinin ilk göz ağrısı olarak dünyaya geldi. Ankara´da 62 yaşında vefat etmiştir. Yapıtları: Şey, Adam
Turgut Köyü Marmaris
Bayır a 9 km uzaklıktaki Turgut turizm sayesinde gelişmeye başlamış bir köy. Turistlerin gruplar halinde gelip alışveriş ettikleri halı ve hediyelik eşya mağazaları köyde büyük bir canlılık yaratmış. Turgut girişinde eli yüzü düzgün çok sayıda lokanta da hizmet veriyor.
Bilhassa jiplerle yapılan safari turlarına katılanların vazgeçilmez uğrak yerlerinden olan Turgut Köyündeki halıcılık uğraşı büyük şehirlerdeki faaliyetlerle yarışır durumda. Türkiye nin hemen her yerinde dokunan halıların sergilenip satıldığı, ihracatın yapıldığı mağazalarda çalışanların büyük bölümü imalatla uğraşıyor.
Alışveriş için gelen ziyaretçiler halının dokunuşunun yanı sıra yünün nasıl iplik haline getirilip doğal kök boya ile boyandığını görebiliyorlar. Su dolu bir kazanın içine atılan kozalardan ipek halıların dokunduğu ipin elde edilişini de ilgiyle izliyorlar. Plajıyla ipek ve yün halılarıyla turistlerin ilgisini çeken Turgut da ki restoranlarda deniz ürünlerinin yanı sıra köy yemeklerini de bulmak mümkün. Turizm, arıcılık, balıkçılık, hayvancılık ve tarımla uğraşan Turgut köylülerinin önemli üretimlerinden biri de yer fıstığı.
Turgut Köyü sınırları içindeki koylardan birinde antik çağ kalıntıları göze çarpıyor. Kalıntılar kıyıda bir bahçe duvarında, biraz içeride ise Ygeia kutsal alanını çevrelediği düşünülen Temenos duvarında izlenebiliyor. Ve bu kalıntıların Hygassos antik kentçiğine ait olduğu sanılıyor.
Köy merkezinden şelaleye giden yolun üzerinde ise, yaklaşık bir kilometre mesafede sağ yamaçta, kolay fark edilemeyen antik bir yapı yer alır. Kısa bir süre önce arkeologlar bu yapının İÖ 3 - 4. yy lara ait Diyagoras adında bir savaşçının anıt mezarı olduğunu belirlemişler.
Turgut Kalesi ( Bybassos )
Turgut köyü yakınlarında, yaklaşık 300 metrelik bir tepede Turgut Kalesi yükseliyor. Kalenin 300 metre yakınına kadar toprak bir yoldan araçla çıkılabiliyor. Epeyce dik olan ikinci bölümü ise yürümek gerekiyor. Bybassos antik kentine ait olduğu sanılan kalenin duvarları kısmen yıkılmış olsa da ayakta. Kaleye çıkışın heyecan verici tarafı, Orhaniye ve Hisarönü koylarını ayaklar altına seren manzarası.
Coğrafi konumu
Batıdan Reşadiye Yarımadası ve Kerme Körfezi, kuzeyden Ula, doğudan Balan Dağı, Karadağ ve Günlük Tepeleri ile, güneyden Akdeniz ile çevrilmiştir. Türkiye'de batıdan doğuya Akdeniz sınırları içindeki ilk büyük liman kentidir. Körfezin önünde kıyıya ince bir dille bağlı olan Adaköy, onun önünde Bedir Adası, Keçi Adası ve Güvercin Adası bulunur.Kentin en eski kısımı denize doğru uzanmış kalker yapılı bir tepe üzerine kurulmuş olan Kale Mahallesidir. Marmaris daha sonra eteklere doğru ve kıyı boyunda gelişmiştir.Akdeniz iklimi nedeniyle çok nemli bir havaya sahiptir. Marmaris'in nemli havası nedeniyle kışın bile denize girilebilir.
Denizle bütünleşen çam ormanlarına sahip muhteşem koylarıyla, dört tarafını çevreleyen Milli Parkı'yla, mavi bayrakla donatılmış plajları ve berrak deniziyle Marmaris bugüne kadar Akdeniz ve Türkiye turizminin önemli merkezlerinden birisi olmuştur.
Konumu, hem Marmaris'e hem de Marmaris'den diğer merkezlere, tarih ve doğa kokan güzelliklere ulaşılmasını kolaylaştırır. Hava ulaşımının yapıldığı Dalaman Havaalanı sadece bir saat uzaklıktadır. Görmek istediğiniz yerleri katılacağınız turlarla bir gün içinde gezebilir, akşam tekrar Marmaris'te tatilinize devam edebilirsiniz. Rodos ise sadece 45 dakika uzaklıktadır.
[değiştir]
Tarihi
Marmaris'in tarihi M.Ö. 12000'lere kadar gider. 2007 yılında Bedir Adasındaki Nimara Mağarasında yapılan kazı çalışmaları sonucu bulunan materyaller bunu teyit etmektedir.17 Eylül 2007'de Marmaris Müzesi'ndeki basın toplantısı}... Bölgeye Karia adı Kar'ın ülkesi anlamıda sonradan verilmiştir. Ege ve Akdeniz'in kıyılarının bereketi, bölgeyi devamlı çekici kılmıştır. Şehir Rodos ve Ege adalarına açılan en önemli köprüdür. Böylece Marmaris zaman içinde pek çok medeniyetin hüküm sürdüğü bir yer haline gelmiştir.
Bölgede yapılacak gezilerde Karia, Rodos ve ada uygarlıkları, Mısır, Asur, İon, Pers, Makedon, Suriye, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı medeniyetlerinin izlerini görmek mümkündür.
Fiskos kentin ilk adıdır. Bugün Asartepe denilen mevkide kalıntıları görülebilir.
M.Ö. 3500 Karya kenti Fiskos'un ilk kent surları yapılıyor. Fiskos kalıntıları Marmaris Beldibi'nin kuzeydoğu yamaçlarında Asartepe'de izlenebilir. M.Ö. 7. YY Loryma antik kenti (bugün Sömbeki körfezi, Bozukkale, Taşlıca bölgesinde) kuruluyor.
M.Ö. 546 Bölgede Pers egemenliği başlıyor.
M.Ö. 334 Büyük İskender bölgeyi işgal ediyor.
M.Ö. 323 İskender ölüyor. Karya bölgesi Bergama krallığının egemenliğine girsede, Fiskos Mısır/Rodos İmparatorluğu´nun Güneybatı Anadolu´daki en önemli liman kenti oluyor.
M.Ö. 226 Şiddetli bir deprem oluyor.
M.Ö. 133 Bölgede Roma egemenliği başlıyor.
M.S. 395 Bizans döneminin başlangıcı
M.S. 670 Arap akınları. Çoğu kent bu akınlar sonucunda yakılıp yıkıldı.
1010-1286 Türkmen boyları ve Anadolu Selçuklu Devleti Dönemi. Bu dönemde Tepe Mahallesinde ilk yerleşim birimleri MERMERİS ismi verilerek kurulmuştur.
1286 Menteşe Beyliği dönemi. 1300'lü yıllarda Mermeris hem ticari hem de askeri açıdan, antik cağlarda Fiskos´un olduğu gibi, önemli bir liman oluyor.
1300 Yılında Rodos adasının, Menteşe Beyliği tarafından fethinde önemli bir rolü donanma üssü olarak oynuyor. Doğu Akdenizde mermer ve kereste ticaretinin önemli bir yükleme limanı oluyor.
1391 Temmuz 1391 yılında Ahmed Gazi´nin ölümden sonra bölgede Osmanlı Egemenliği başlıyor.
1402 Ankara savaşı sonrası. Timurlenk´in emriyle Menteşe Beyliği egemenliği tekrar başlıyor.
1451 Bölgede yeniden Osmanlı egemenliği başlıyor.
1480 Fatih Sultan Mehmet ve 100.000 askeriyle, Mermeris´e Rodos´u fetih için geliyor. 150 gemilik kuvvetli Osmanlı Donanması'nın 89 gün süren fetih uğraşı boşa çıkıyor.
1517 Mermeris´te nüfus 24 kişi.
1520-1522 Osmanlı padişahı Kanuni Sultan Süleyman, Rodos seferine çıkıyor ve 150.000 kişilik ordusuyla Mermeris'e geliyor ve Rodos´u fetih ediyor. Bir kale, bir kervansaray ve bir de şimdiki Kısayalı'yı tümüyle kapsayan bir köprü yapımını emrediyor.
1525 Mermeris Muğla Sancağı'na bağlı "kaza" oluyor.
1545 Rodos seferi dönüşünde Sultan Süleyman tarafından buyurulan Marmaris kalesinin, Hafza Sultan Kervansarayın yapımı tamamlanıyor.
1565 Mermeris´ten, Dünya´da yalnız burada çıkarılan ve Avrupa´da büyük sükse yapan Sığla Yağı´nın (Storax orientale) yıllık 100.000 kiloya kadar varan ihracaatına başlanıyor.
1789 İbrahim Ağa Camii yapılmıştır.
1801 Tarihte ilk kez, bir donanma tarafından "Çıkartma Tatbikatı" 200 İngiliz savaş gemisi tarafından yaklaşık üç ay süreyle Mermeris´te yapılıyor.
1800-1850 Yıllarında Mısır ve Suriye savaşlarında alınan esirler Mermeris´e getiriliyor.
1890 Mermeris´ten maden ihracaatı başlıyor. İthal eden ülkeler Almanya, Fransa ve İtalya oluyor. Yıllık hacmi 50.000 tonu aşıyor.
1913 1. Dünya Savaşı 'nda bir Alman zırhlısı Marmaris limanına sığınıyor.
1914 Fransız donanması Marmaris Kalesi 'ni topa tutuyor ve büyük tahribat meydana geliyor.
1919 Sevr anlaşmasına dayanarak İtalya ve Yunanistan aralarında anlaşıyor ve İtalyanlar bölgeyi işgal ediyorlar.
1922 : 22 Temmuz‘da İtalyan askerleri Marmaris'ten ayrılıyor ve Marmaris kurtuluyor.
[değiştir]
Marmaris'te antik kentler
Antik çağ yerleşimleri Marmaris ilçe sınırları içinde yer alan antik kentler ise şöyle sıralanabilir:
Physkos (Beldibi, Asartepe), Amos (Hisarönü, Turunç), Bybassos (Hisarönü), Kastabos (Hisarönü), Syrna (Bayır köyü), Larymna (Bozburun), Thyssanos (Söğüt), Phoenix (Taşlıca), Loryma (Bozukkale) Kasara (Serçe Limanı), Kedrai (Sedir Adası), Euthena ve Amnistos (Karacasöğüt). Physkos dahil tüm kentler, küçük Karya kentleri. Ama diğerlerinin neredeyse tamamından bugüne ulaşan kalıntılar kale ve sur parçalarından öteye geçmiyor.
[değiştir]
Physkos, Physcus, Fyskos, Fiskos, Fiskus
Fiskos yörede ilk Karya liman kenti ve diğer yerleşim birimlerinin merkeziymiş.
Fiskos Karya dilinde "Doğakenti" demektir. Bu isme neden de doğanın bütün unsurlarını ve güzelliklerini bünyesinde bulundurmasıdır.
M.Ö. 3400 yıllarına kadar uzandığına dair izler biliniyor. Antik Karya bölgesinin bu önemli liman kentinin, kalıntıları Marmaris şehir merkezinin kuzeyindeki Asartepe'de görülüyor. Ancak akropol üzerinde sur duvarları günümüze ulaşabildi. Tüm Karya yerlesimleri gibi sarp dağ tepelerinde ve yamaçlarında kurulmuştur. Yerleştiği alan Beldibi ile Camiavlu arasındaki tepeler ile vadi ve yamaçlardır.
Tarihçilerin/Yalancıların[!] babası Bodrum´lu Herodot ve ünlü coğrafyacı Amasya´lı Strabo, Fiskos´tan antik dönemde, Efes ve Mylasa´nın Doğu Akdenize açılan limanı olarak bahsederler.
Tarih boyunca Güneybatı Anadolu da varolan egemenliklerin, Akdenize özellikle Doğu Akdenize açılan tek ve önemli limanı olmuştur. Mylasa, Alabanda, Truva, Bergama, Efes ve Miletus gibi önemli antik başkentlerini Fiskos´a bağlayan karayolu ağının eskiden beri var olması, limanın denizler aşırı ilişkilerde, özellikle "ülkelerin anası" Mısır´la, önemini yineleyerek vurgular. Önceleri her türlü ticaretle (Köle, mermer, kereste ve şarap) başlayan Mısır ilişkileri sonraları askeri ve uygarlık olarak genişler. Ünlü Kadeş savaşına Hitit´lilerin saftında katılan Karyalı paralı askerlerin nakli gemilerle Fiskos limanından olmuştur. Daha sonraki savaşlara Mısır´lıların saftında katılmışlardır. Bu paralı askerlerin bir kısmı Nil Deltasına kendi şehirlerini (4 adet) kurarak yerleşmişlerdir. Nitekim ilk karyaca yazıtlar burada bulunmuştur. Mısır´dan Güneybatı Anadolu´ya ve Adalara ilk defa normal insan boyunda heykel yapabilme sanatı Fiskos´tan girmiştir.
Fiskos´un kendi adına parası olması da önemli bir merkez olduğunun başka bir kanıtıdır. Fiskosun çok değerli madeni bir parası, İngiltere´de kolleksiyoncu Mr. Borell´in elinde bulunduğu 1828 yılında tesbit edilmiştir.. Bu para oldukça geniş, kalın ve olağanüstü uzunluktadır ki yüzeyinde dallanmış boynuzları canlandıran bir kabartma ile 18 karya harfleriyle tek satırda " Phi Upsilon sigma $ Y 2" yazısı vardır.
Büyük İskender´in ölümü sonrasında oluşan Mısır-Rodos İmparatorluğuna bağlanan Fiskos, bu dönemde önemini bir ticari liman olarak daha da arttırmıştır. Ve bu konumunu daha sonraki Roma ve Bizans dönemlerine de taşıyabilmiştir.
İngiliz Kralı VIII. Henry, bir belgede 1513 yılında Fiskos´tan bahsetmesi de enteresan.
Ayrıca Boston Museum müzesinde Marmaris´te ( Eski Physkos) bulunduğu belirtilerek sergilenen, sonra Roma İmparatoru olan, genç Tiberius´un (Bust of Tiberius) mermerden bir büstü vardır. Aşağıda büstün müzedeki ingilizce tanıtımı ve müzeye kadar olan yol haritası.
"Provenance/Ownership HisBoston 1971.393, history: Said to have been found at Marmaris (ancient Physkos) on the southern coast of Caria; by date unknown: with K. J. Hewett, Esq., London (purchased from an English estate); by 1971: purchased by Robert E. Hecht, Jr. from K. J. Hewett; purchased by MFA from Robert E. Hecht, Jr., November 10, 1971"
Milattan önce 4.yüzyıldan kalma sayısız heykelcikler, heykelblokları ve tabletler özellikle Eyiliktaşı civarında bulunmuştur.
Arkeolog George Bean´e göre ezelinden beri çeşitli uygarlıklar boyunca hep önemli bir liman kenti olan Fiskos´tan günümüze kalan şehir kalıntıların azlığının izahı, bunların toprak altında gömülü oldukları değildir. Aksine kentin parça parça gemilere yüklenip başka kent projelerinde kullanılmak üzere nakil edildiği olasılığıdır. Çünkü kentin kurulduğu tepe ve yamaçlar günümüzde hala ortadadır ve toprak altında olan Fiskos´un ünlü limanı ve denizidir.
[değiştir]
Loryma (Bozukkale)
Bozburun yarımadasının güneybatı ucundaki Bozuk Koyu'nda kurulmuştu. Koya hakim oldukça geniş alana dağılmış kalıntılardan günümüze ulaşan en etkileyici yapı Burunbaşı üzerinde bulunan iyi korunmuş kaledir. Dokuz dikdörtgen kulesi vardı. Bugün kuzeydeki çıkma kule görülebilmektedir. Bozukkale limanı Mavi yolculuk tekneleri ve yatların önemli bir durak noktası.
[değiştir]
Kedrai
Gökova Körfezi'ndeki Sedir Adası antik Kedrai kenti ve ünlü Kleopatra Plajı ile tanınıyor. Kedrai bir Karia kentiydi, sonra Rodos'a bağlandı. Kedrai “sedirler” (sedir ağacı) anlamına geliyor. Rodos Karşıyakası'nın en önemli yerleşimlerinden biri olan Kedrai, surlarla kuşatılmıştı. Kule ve duvarları kıyıda izelenebilen kentin orta kesiminde Dor düzenindeki Apollon tapınağından bugüne ancak temelleri ulaşabilmiş. Agora, çeşitli yapı kalıntıları ve kent nekropolünün yanısıra, adanın doğu kesiminde ise yüzü kuzeye bakan ve oldukça iyi durumda tiyatrosu var.
[değiştir]
Hydas (Selimiye)
Bozburun Yarımadası'nın kuzeyindeki Selimiye koyunda (Kamışlı Koy) kurulmuştur. Kentte sur kalıntıları, kare planlı bir mezar anıtı yer alıyor Hydas'a 3 km . uzaklıkta, sahilde bir gözetleme burcu ve bu burç üzerinde birkaç mezar var.
[değiştir]
Erine (Hisarönü)
Marmaris-Datça yolunun 20. km .sinde güneye Bozburun yönüne dönüldüğünde Hisarönü köyüne 2 km. 1Antik ören yerine buradan 3 km yol ile gidilir.
Erine'de, Roma dönemine ait kalıntılar bulunmaktadır.
[değiştir]
Castabus (Pazarlık)
Bu antik ören yerine ve Hisarlık Köyü yakınlarındaki kutsal yere Hisarönü ovasından bir saatlik tırmanışla ulaşılabilir. Tapınak bir platformun üzerinde yer alır. İ.Ö 4. yüzyıldan kalma Ion düzenindeki yapı ayrıca Dor öğeleri de taşımaktadır. Platform üzerinde tapınak temeli görülebilir. Platformu destekleyen göz alıcı duvarlar günümüze kadar varlığını sürdürebilmişlerdir. Güneydeki alanda yer alan yıkık tiyatro, tapınakla birlikte bölgede tanımlanabilen tek yapıdır.
[değiştir]
Thyssanos (Söğüt)
Söğüt köyünün 1 km güneybatısında, okulun biraz arkasındaki tepecik üzerinde Thyssanos yerleşimi kalıntıları vardır. Kazı yapılmamış antik yerleşimde kalıntılar birkaç duvar parçasından, temel izlerinden ve duvar kalıntılarından ibaret.
[değiştir]
Phoenix, Fenix, Feniks, Fenike "Fineket = Taşlıca"
Bir Karya kenti olan Phoenix'in kalıntıları Taşlıca'nın 4 km dışında, Köy ile antik yerleşim arasında, muhtemelen antik döneme ait patika yolda önce mezarlarla karşılaşılır.Taşlıca ile Asar tepenin aşağı yukarı ortalarında, çukurda kentin agorası, tepeye çıkarken oldukça iyi durumdaki bir yapı kalıntısı ve ardından kentin ana nekropolisi (mezarlar) görülür. Kentin akropolisi Asartepe'dedir.
Taşlıca´ya ilk yerleşenler, 1402 yılında Ankara savaşından sonra anlaşma gereği Timur´un bıraktığı moğollardır. Özgünlüklerini hala koruyabilmektedirler.
[değiştir]
Bybassos
Bugünkü Orhaniye köyü kalıntıların bulunduğu tepenin yamacına kurulmuştur. Kentin sur kalıntıları orman içinde dağınık bir arazide görülebiliyor. Euthenna (Altınsivrisi/Karacasöğüt) Rodos kentciği. Bugüne ulaşan kalıntılar Karacasöğüt köyünün yaklaşık 2 km güneydoğusunda Altınsivrisi tepesinde kent nekropolisi, biraz yukarılarda çeşitli sur kalıntıları, kaya mezarları ve sarnıçlarla karşılaşılacaktır.
[değiştir]
Amnistos (Karacasöğüt)
Karacasöğüt yakınlarında bir başka antik kent daha var. Amnistos antik kenti kalıntıları köyün yakınındaki bir burun üzerinde. Kentten bugüne sur kalıntıları, deniz kıyısında eski liman duvarı ulaşmış.
[değiştir]
Marmaris´in isim kökeni = MERMERİS
Şehir şimdi bulunduğu tepede ilk yerleşenleri olan Türkmen´ler tarafından, Bizans döneminde, Mermer-şehri ismiyle kurulmuştur. Menteseoğulları egemenliği döneminde altın çağını, uluslararası mermer ticareti sayesinde yaşayan bu limankenti Mermeris adını almıştır. Doğal felaketlerden, yağma ve talandan nasibi alarak yokolan, Fiskos´un eski çağlardaki rolünü Rodos´un fethine yani 1522 yılına kadar üstlenmiştir.
"MERMERİS ismi, yunanca´ya Marmaras, italyanca´ya (latince´ye) Marmarice/Marmaris, ingilizce´ye Marmorice olarak, ilgi güncelliklerine göre çevrilmistir. Marmaris ismi, I. Dünya Savaşından sonraki İtalyan işgalinde yoğun olarak kullanılmış ve sonrasında Cumhuriyet dönemiyle birlikte resmiyet kazanmıştır.
Bodrum´lu Herodot ve ünlü coğrafyacı Amasya´lı Strabo, Fiskos´tan antik dönemde, Efes ve Mylasa´nın Doğu Akdeniz'e açılan limanı olarak bahsederler. Her ikisinin yaşadıkları dönemlerde Marmaris´in yerleştiği tepe, ya denizin altında, yada bir adacık olsa gerek. Herodot´un Marmarisos ismi ile Marmaris´i kastetmesi olanaksız.
Bir rivayete göre de Kanuni Sultan Süleyman'ın yaptırdığı halen de Marmaris'de bulunan kaleyi Kanuni Sultan Süleyman'ın beğenmediği ve kalenin mimarını astırdığı için Marmaris isminin Mimaras'dan geldiği söylenmektedir.
[değiştir]
Hafza Sultan Kervansarayı
Aslında yapımı 1545 yılında tamamlanan kervansaray, bugünkü halinden çok daha büyük ve daha kapsamlı işlevi düşünülerek yapılmıştır. Daha yakın zamana kadar varolan hamamın dışında, "Han" işlevi gören ve varolan ikinci katı da değişik zamanlarda yıkılarak yokolmuştur. Şimdi adeti 7 olan küçük oda sayısı aslında konum olarak 8 dir. 8.si orantısız tarafta saklıdır. Bir de boğaza ve denize bakan odalarin 2 tanesi hala vardır, hemde çok iyi durumda ama saklıdır. Diğerleri çeşitli nedenlerden dolayı yokolmuştur.
[değiştir]
Kısayalı Köprüsü
Pilavtepesi arkasından gelen, Karaağaca kadar giden eskiyolu Mermeris yarımadasına birleştirmek için beyaz kesme taştan yapılmış, şimdiki Kısayalı'yı tamamiyle kaplayan büyüklükte görkemli bir köprüymüş. Öyleki bir ucu Ilıca sırtlarında diğer ucu Eski cami civarında. Böyle bir köprünün varliğı 1801 yılında bir İngiliz, ressam Neele tarafından yapılan resimle belgelenmiştir. Bu köprünün yokolma akibetini herhalde seller(!) ve erozyonlar(!) belirlemedi.
[değiştir]
İbrahim Ağa Camii
1789 yılında yapımı bitirilen bu eser, 1800-1849 yılları arasında kenti ziyaret eden İngilizlerin de dikkatini çekmiş ki seyir defterlerine kalenin bakımsızlığına rağmen caminin mimarisini beğendiklerini not almışlar. Gerçekten çok görkemli bir mimari eser olduğu ve o caminin şimdiki eski camiyle aynı caminin olmadığının belirginliği bir İngiliz ressam Neele 1801 tarihli eserinde belgeleniyor.
[değiştir]
Ünlü Marmaris´liler
Erdoğan Çokduru 1937-1999 Marmaris'te Karaduman´ların Fatma Cokduru ile Zile`li Jandarma uzatma Onbaşı Sabri Çokduru evliliğinin ilk göz ağrısı olarak dünyaya geldi. Ankara´da 62 yaşında vefat etmiştir. Yapıtları: Şey, Adam
Turgut Köyü Marmaris
Bayır a 9 km uzaklıktaki Turgut turizm sayesinde gelişmeye başlamış bir köy. Turistlerin gruplar halinde gelip alışveriş ettikleri halı ve hediyelik eşya mağazaları köyde büyük bir canlılık yaratmış. Turgut girişinde eli yüzü düzgün çok sayıda lokanta da hizmet veriyor.
Bilhassa jiplerle yapılan safari turlarına katılanların vazgeçilmez uğrak yerlerinden olan Turgut Köyündeki halıcılık uğraşı büyük şehirlerdeki faaliyetlerle yarışır durumda. Türkiye nin hemen her yerinde dokunan halıların sergilenip satıldığı, ihracatın yapıldığı mağazalarda çalışanların büyük bölümü imalatla uğraşıyor.
Alışveriş için gelen ziyaretçiler halının dokunuşunun yanı sıra yünün nasıl iplik haline getirilip doğal kök boya ile boyandığını görebiliyorlar. Su dolu bir kazanın içine atılan kozalardan ipek halıların dokunduğu ipin elde edilişini de ilgiyle izliyorlar. Plajıyla ipek ve yün halılarıyla turistlerin ilgisini çeken Turgut da ki restoranlarda deniz ürünlerinin yanı sıra köy yemeklerini de bulmak mümkün. Turizm, arıcılık, balıkçılık, hayvancılık ve tarımla uğraşan Turgut köylülerinin önemli üretimlerinden biri de yer fıstığı.
Turgut Köyü sınırları içindeki koylardan birinde antik çağ kalıntıları göze çarpıyor. Kalıntılar kıyıda bir bahçe duvarında, biraz içeride ise Ygeia kutsal alanını çevrelediği düşünülen Temenos duvarında izlenebiliyor. Ve bu kalıntıların Hygassos antik kentçiğine ait olduğu sanılıyor.
Köy merkezinden şelaleye giden yolun üzerinde ise, yaklaşık bir kilometre mesafede sağ yamaçta, kolay fark edilemeyen antik bir yapı yer alır. Kısa bir süre önce arkeologlar bu yapının İÖ 3 - 4. yy lara ait Diyagoras adında bir savaşçının anıt mezarı olduğunu belirlemişler.
Turgut Kalesi ( Bybassos )
Turgut köyü yakınlarında, yaklaşık 300 metrelik bir tepede Turgut Kalesi yükseliyor. Kalenin 300 metre yakınına kadar toprak bir yoldan araçla çıkılabiliyor. Epeyce dik olan ikinci bölümü ise yürümek gerekiyor. Bybassos antik kentine ait olduğu sanılan kalenin duvarları kısmen yıkılmış olsa da ayakta. Kaleye çıkışın heyecan verici tarafı, Orhaniye ve Hisarönü koylarını ayaklar altına seren manzarası.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
